SOFİ TRAM-SEMEN (SOUFİLİA SEMENOVA)'nın eserleri

SOFİ TRAM-SEMEN'İN ESERLERİ

ROMANLAR: 
РОМАНЫ:

KESİLEN ÖMÜR
 (tarihi roman)
 ПРЕРВАННЫЙ ВЕК
(историчесий роман).

HUN ŞANÜYLERİ
 (tarihi roman)
ХУННСКИЕ ШАНЮИ
 (
исторический роман)

BİRİNCİ EFSANE
 (fantastik roman)
 ПЕРВАЯ ЛЕГЕНДА
 (
фантастический роман)

MODE 
(tarihi roman) 
МОДЭ
 (
исторический роман)

ÇJUAN-KÜY YANÇJİ
 (tarihi roman)
 ЧЖУАН-КЮЙ ЯНДЖИ
 (
исторический роман).


TARİHİ ARAŞTIRMALAR:
ИСТОРИЧЕСКИЕ ИССЛЕДОВАНИЯ:

ATALARIMIZ HUNLAR 
(tarihi araştırma) 
ОТЦЫ НАШИ, ХУННЫ
 (историческое исследование)

NART BOYU TÜRKLERİ HUN-KARAÇAYLILARIN ATASÖZLERİ
NART SÖZLE
СТАРИННЫЕ ПОСЛОВИЦЫ И ПОГОВОРКИ ХУННОВ НАРТСКОГО СОСЛОВИЯ-КАРАЧАЕВЦЕВ

HUN-KARAÇAYLILARIN MİTOLOJİSİ. 
МИФОЛОГИЯ ХУННОВ-КАРАЧАЕВЦЕВ

HUN-KARAÇAYLILARIN MASKE TİYATROSU 
НАРОДНЫЙ ТЕАТР МАСОК ХУННОВ-КАРАЧАЕВЦЕВ

HUN KÜLTÜRÜ
 ХУННСКАЯ КУЛЬТУРА

ŞİFAHİ HALK KÜLTÜRÜ ARAŞTIRMALARI:
ИССЛЕДОВАНИЯ  ФОЛЬКЛОРА:

TÜRK ASTROLOJİSİ 
ТЮРКСКАЯ АСТРОЛОГИЯ
CULDUZLAMA
 (cep astroloji) 
ЗВЁЗДНАЯ КАРТА

TENGRİAN  TEOLOJİSİ  ТЕНГРИАНСКАЯ ТЕОЛОГИЯ

ESKİ NART İNANÇLARINDA ŞAMAN, BİLGİÇ, KARTKURTHA 
В ДРЕВНИХ ВЕРОВАНИЯХ НАРТОВ-ШАМАН, БИЛГИЧ, КАРТКУРТХА

ŞARKI SÖZ VE ŞİİRLER:
ПЕСЕНИ И СТИХИ:

MOZDOK GÜNLÜĞÜ 
(şiir kitabı)
 МОЗДОКСКИЙ ДНЕВНИК
 (
СБОРНИК СТИХОТВОРЕНИЙ).

CIRLA BLA NAZMULA 
(şarkı söz ve şiir kitabı)
 ПЕСНИ И СТИХИ

SAHNE OYUNLAR: 
ПЬЕСЫ:
triloji:
 трилогия:

BEYBARS  БЕЙБАРС
BERKUK   БЕРКУК
KALAUN   КАЛАУН

BAYÇI'NIN SONU. 
КОНЕЦ БАЙЧЫ

BİYNÖGER
БИЙНЁГЕР

NUHUN GEMİSİ
НОЕВ КОВЧЕГ

PARALELLER
ПАРАЛЛЕЛИ

KAPI ÖNÜNDE... 
НА ПОРОГЕ...

BASIN YAYIN YANSIMALAR VE BU ALANINDAKİ ÇALIŞMALAR   ПУБЛИЦИСТИКА

РАССКАЗЫ
MAKALELER
***



ESERLER 
ПРОИЗВЕДЕНИЯ
***

NART BOYU TÜRKLERİ HUN-KARAÇAYLILARIN 
ATASÖZLERİ

NART SÖZLE

***
ANKARA - 2008
***

ESKİ ATASÖZLERİNİ TOPLAYARAK BU KİTABIN ORTAYA ÇIKMASINI SAĞLAYAN, NART-TÜRKLERİ HUN-KARAÇAYLILARIN HALK ŞAİRİ VE BESTECİSİ, RUSYA FEDERASYONU DEVLET YAZARLARI BİRLİĞİ ÜYESİ, RUSYA DEVLET EDEBİYAT ÖDÜLÜ VE KIZIL BAYRAK NİŞANI SAHİBİ, 
BABAM
İSMAİL SEMENOV'UN
ANISINA ARMAĞANDIR

***
TERCÜMANLAR:

ARAS SÖZÜER
HAYRİYE GÖZAR
DİLEK GÜNÜLTAŞ
***

YAYINA HAZIRLAYAN
araştırmacı yazar
Sofi Tram-Semen
***

OKUYUCUYA
Ata sözleri alfabeye göre sıralanmadan, mana gruplar halinde sunulmakta, çünkü içeriğindeki eski deyişler çoğunluk tarafından bilinmemekte, bu da harfe göre aranmasını zorlaştırmaktadır.
***

Nart-Karaçaylıların Türkçe'si genellikle direk anlamı haricinde soyut,  çağrışımlı mana  denilen tarzda anlaşıldığından, atasözleri kelimesi kelimesine çevrildiği haricinde, soyut tarzdaki manası da sunulmaktadır. 
Ayrıca ek açıklama şeklinde, bazı eski sözlerde tanımlayıcı açıklamalar da verilmektedir.
***

Kitaptaki yazılış farkı (iki yumuşak harfin yanyana yazılması) yanlış değildir, tamamen Hun-Karaçaylı Türkçesi'nin gereğidir.
Türkiye Türkçe'si gramer kuralları Hun-Karaçaylı Türkçesi'nde  anlamı kökten zedelemekte veya sözleri anlamsız kılarak, manayı ortadan kaldırmaktadır. 
O yüzden  atasözleri Hun-KaraçaylıTürkçesi yazı kurallarına uygun yazılmış olup,  tercümesi Türkiye Türkçesi olmak üzere sayın Okuyucuya sunulmaktadır.
***

İÇİNDEKİLER

*Önsöz.

*Hun halkının M.Ö. tarihinin kısa tanıtımı.

*Hun-Karaçaylıların kısa tanıtımı.

*Nart boyu Türk’leri Hun-Karaçaylı’ların ESKİ ATASÖZLERİ ("NART SÖZLE").

*Eski Türk sözleri SÖZLÜĞÜ.

*Özyaşamöyküsü.

*Kaynak kişiler.*Kullanılan edebiyat ve folklor kaynakları.

 

 

ÖNSÖZ

Halkın tarihte var olmasını onun manevi ve maddi kültürü sağlar.
Tarih, bazen gerçeklerden uzaklaşa biliyor: taraflı yorumlar, kasıtlı tanımlamalar, yetersiz bilgiden oluşan yanlışlıklar halkları, devletleri, kişileri ve olayları farklı yöne çeke biliyor, ama kültür, kendini dokunulmaz kılan, onun yaratıcısı halk hakkında saptırılamaz, silinemez, saklanamaz bilgi içeren bir eşsiz manevi varlıktır. Her hangi bir halk tarihi bilgilerinden yoksun kalsa bile, kültürü onun geçmişine işaret eder ve ataları hakkındaki bilgilere ulaştırır.  
Nice halklar iz bırakmadan silinmiş-gitmiş, ahvatları da başka halk ve kültürler tarafından sindirilmiştir!..Türk halkı ise şanslı, çünkü kahraman tarihin sahibi, orijinal kültürün yaratıcısı, insanoğlunun medeniyetine vazgeçilmez katkıda bulunan bir halkın kültürel mirascısıdır.  O yüzden, yeni kuşaklara manevi değerlerimizi tanıtmak, yüce atalarımızın anıcına yapılacak en güzel armağandır.

Ne yazık ki, Hun galibiyetini ve kendi yenilgisini içine sindiremeyen bazı Batı düşünürleri, zamanın konjüktür siyasetine bağlı kalarak, asırlarca Türk'ler hakkında asılsız tarihi nitelemede bulunmuş, gerçeğin tam tersine "barbar" kılığı oluşturulmuş, öyle de Hun (Gun) halkının Batı üzerindeki medenileştirici etkisi yeni nesillere saptırılmış, hatta bir korkunç masala dönüştürülerek aktarılmış, oysa Bronz Devri'nde bocalamakta olan geri kalmış Batı'ya Demir Asrı getirerek, medeniyetini hızlandıran Türkler'di.aktarmaya devam ederek, bugünkülükte gurur duyduğumuz renkli Türk kültürünü bizlere ulaştırmıştı.Bizim ahlaki borcumuz da bu değerli emaneti korumak, yaşatmak, katkıda bulunmak ve geleceğe götürmekti.  
Nart boyu Türkler'i Hun-Karaçaylılar'ın şifahi halk kültüründe, Arap, Fars ve diğer halkların kültürüyle renklendirilmemiş, orijinal, eski Türkler'e ait, bir manevi varlık bulunmaktadır. "NART EFSANELERİ'NDE", "BİYNÖGER'DE","NART MASALLARI'NDA", "NART SÖZLERİ'NDE", "TANRISAL MİTOLOJİSİ'NDE", TARİHİ ŞARKILAR, BİLMECELER, KARAKTER OYUN MASKELERİ'NDE, FELSEFİ FİKRİN DERİNLİĞİ, cOĞRAFİ TABLOLARININ GENİŞLİĞİ, KİŞİLERİN PSİKOLOJİk İNCELENMESİNİN TAMLIĞI; OLAYLARIN TRAJİK, DRAM, KOMEDİ,FARS JANRI çerçevesini bozmadan özgü bir uslupla anlatılması, mistiği ve gerçeği bir araya getirerek, "Aydınlık" ve "Karanlığın" ebediyen varlığını, onların bitmez tükenmez rakipliğini yorumlayan felsefi düşünceleri, şaşırtıcı bir gelişmiş manevi kültür seviyesini göstermekte ve bizlerin gurur kaynağını oluşturmaktadır.

Ata sözleri-kısa cümlelerde kodlanmış tecrübe, gözlem, töre, fikir, eğitim yüklü halka özgü bir söyleyiş, belli bir tarzda milleti temsil eden, uzak geçmişi bugünkülüğe taşıyan, küçük eserlerdir.  Her Ata Sözünün içerdiği mana soyut tarzda algılanır, geniş alana uzanır, birey ve toplumun davranış biçimini, yaşama özelliklerini aydınlatır. O yüzden, şifahi kültürü türlerinin en etkileyicisi olan Ata Sözlerini bilmek, her çağdaş insan için bir tarihsel, töresel ve kültürel kazançtır.

Bu kitapta, Hun halkının milattan önce 2600 yılından, milattan sonra 1 asra kadar uzanan tarihi, kısa tanıtım biçiminde anlatılmakta. Bunun yanı sıra, sözü edilen manevi hazinemizin bir parçası olan "Ata Sözleri"("Nart Sözle"), "Eski Türk Sözleri Sözlüğü" da okuyucuya sunulmaktadır. Ayrıca, Ata Sözlerinin "Yaygın Nasihat'lar Üzerinden Anlatılması" bölümü, bazı eski ata sözlerinin anlaşılmasında kolaylık sağlar.

Türkiye'de ilk defa yayınlanmaktadır.

Türk boylarının bir birini tanıması ve yakınlaşması açısından bu kitabı önemli bulup yardımlarını esirgemeyen Türkiye Türk kardeşlerime, ayrıca değerli tercümanlar  ARAS SÖZÜER'E, HAYRİYE GÖZAR'A, DİLEK GÜNÜLTAŞ'A , ŞERİFE YILMAZ'A, GÜLÜMSER TÜRKSOY'A, FÜSÜN NAİME'YE içten şükranlarımı sunmaktayım.

Yazar
Sofi Tram-Semen

 

 

 

 HUN HALKININ KISA TARİHİ TANITIMI 

Nart boyu Türkler'i Hun -Karaçaylılar'ını şifahi halk kültüründen söz etmeden önce, ataları Hun'lar hakkında kısa tarihi bilgi vermek, konuya ışık tutar düşüncesiyle, sayın okuyucunun dikkatine "Hun halkının kısa tarihi tanıtımı" sunulmaktadır.Kimdir Hun'lar? Onların ilk vatanı nerede, etnik kökeni kimlerdendir? Hangi halklarla komşu yaşadı, hangi etnik unsurlarını benimsedi? Üç farklı antropolojik özellik taşıyan bu halk, nasıl tarihi arenaya çıktı? Orta Asya'da hayvancılıkla uğraşan bir göçebe halk, nasıl oldu da, dünyanın göz ardı edemediği bir orijinal kültürün ve galibiyetlerle belirlenen, medenileştirici etkisi olan bir tarihin sahibi oldu? Hunlar'ın savaş uzmanlığının, galibiyetinin ve trajik yenilgilerinin nedenleri nedir? Hangi coğrafi alanlarında Hun egemenliği var oldu ve nasıl silinip gitti? Bronz Devrindeki Batı'ya Demir Asrı getiren galiplerin son devleti nasıl yağmalandı ve halkı kısım kısım dünyaya nasıl dağıldı? Hun halkının parçalarından hangi halklar oluştu, hangi etnonimlerle (halk isimleri) tarihe geçti?..
Çin Tarihi Kronolojisi'nde, Sıma Tsyan , Tan Hua ve sonraki dünya tarihi kaynaklarında (Yakinf,Gumilyovvb.) Hun halkının"HUANÜN" ve "HUNÜY" isimli iki etnik grubun oluşturduğu belirtilmektedir. Bu iki grup,bir halk oluşturduktan sonra ortak isim olarak "DİNLİN" isim geçmektedir.
Çin Sya Hanedanlığı'nın sınır dışı ettiği, isyancı bir kaç Çin asil soyunun da "Dinlin" adlandırılan halka katıldığı Çin Tarihi Kronolojisi kaynaklarında bulunmaktadır. Dolayısıyla, Hun halkının etnik temelini üç unsurun oluşturduğu dünya tarihince kabul edilmiş bir bilgidir. 
"HUANÜN"-"HUNÜY"-"SYA ÇİNLİ'LERi" Hunlar'ın ataları sayılmaktadırlar. İsyancı Çin asiliyetinin önderi ŞUN VEY'İ, Çin tarihi kaynaklarınca "Hu Atası" adldndırıldığı da, baştaki bilgileri doğrulamaktadır. (Eskiden Çinliler Hunlara "HU" demiş, Şun Vey'in "HU ATASI" takma adı da ondan kaynaklanmakta.)
Milattan önce 18 asırda Çin halkı, " Sya" Hanedanını yıkarak, tahtına "Şan" hanedanını yerleştirdikten sonra,Çin yazısı oluşturulmuş (M.Ö.1764 yıl) ve düzenli olarak tarihi kronoloji kayıtları başlamıştı. Bu kaynaklarda Çin'in ömürlük düşmanı sayılan Hun'lar hakkında bilgiler de verilmekte. 
Hun halkının tanımlaması açısından, o bilgiler, dünya tarihince eşsiz bilgi kaynağı kabul edilmektedirler.Tarih bu kayıtlara dayanarak, "HU" (HUN) halkının ilk vatanının Çin olduğunu, "sarı başlar ve kara başlar savaşı" " adlandırılan iç savaş sırasında Gobi çölünün güneyine çekildiğini, orada bir çok etnik grubuna sahip çıkarak halk oluşturduğunu, "Dinlin" adıyla tanımlandığını, sonra M.Ö. 1200 yılında, Gobi çölünün güneyinde "HUNNU" isimli devlet kurduğunu, onu da, Çin Hanedanlık sisteminin aksine, "SOYLAR TOPLUMU" olarak adlandırarak, "Soy Temsilcileri Kurulu" ve "Yaşlılar Kurultayı'yla" yönetmiş olduğunu ortaya koymakta. Bu dünya tarihince kabul edilmektedir.
Orta Asya halklarının daha erişemediği bir ahlak anlayışını içeren, orijinal yönetim sistemini yarattığı da, Hun halkının kendine özgü, temel insanı ahlakına dayalı bir kültürel yönünün varlığının kanıtıdır, çünkü ta o zamanlarda, bugün "demokrasi" denilen toplumsal yaşamının temelini atmıştı.
Hun halkının genetik ataları sayılan "Huanün" ve "Hunüy", milattan önce 2600 yılında Çin'in küzeyinde yaşamış, sonra tarihte "sarı başlar ve kara başlar savaşı " olarak bilinen iç çatışmalar sırasında, Gobi çölünün güneyine çekilerek, çöl topraklarına yerleşmişlerdi. ( "Sarı başlar" -"Huanün" ve "Hunüy", "kara başlar"- Çinli'ler).

Bulunan bilgilere göre, Çin Hanedanlığı o toprakları "DİNLİNLER MEMLEKETİ" adlandırmış ve oraya sokulmaktan çekinmişti.

Öyle de, Çin tarihinde "Dinllin" etnonimi (halk ismi) geçmekte ve "Huanün" ve "Hunüy", "Sya Çinli'ler" üçgeninden "Dinlin" isimli bir halkın oluştuğu, onun da "HU" (Hun) halkının atası olduğu anlaşılmaktadır.

(Dinlin'ler dünya etnoloji ve antropoloji ilimleri tarafından - Avrupa tipi, açık tenli, renkli gözlü, sarı saçlı olarak tanımlanmakta).

Dünyaca ünlü Rus tarihci Gumilyov, uzun araştırmaları sonucu, Dinlin halkının böyle tanıtmakta:"...orta veya uzun boylu, sağlam kudretli beden yapılı, yüz kemikleri dar, açık tenli, yanaklarında pembelikler, sarı saçlı, orta veya büyük burunlu düz veya hafif kamburlu, açık mavi veya koyu mavi gözlü..."

İlk tarihi kaynaklarına dayalı bu niteleme, zamanla değişime uğramış, çünkü Hun etnik unsuruna katılan Sya Çinli'ler, antropoloji tablosunu mutlaka etkilemişti. Dolayısıyla Hun halkının Asya-Avrupa tipi içerikli görünüşü da, anlatılan genetik kaynaşımdan meydana gelmiş sayılmaktadır.

Milattan önce 2000 yıllarında, Merkez Asya diğer yerleşim bölgelerinden gelişiminde üstün de olsa, halkların kendi alanını belirleme, toprak benimseme, kendini kanıtlama isteği üzerine yapılan savaşlara sahne olmuştu. Bu savaşlarda Hun halkının ismi de ön sıralarda geçmekte, kudretli Çin'e denk, hatta üstün bir rakip olduğu da belirtilmektedir.

Hun tarihini incelerken "atın belinde doğmuş" denilen ata sözünde gibi, göz önüne öyle bir tablo gelmektedir. Denilen doğrudan uzak değil, çünkü Çin Tarihi Kronolojisi kaynaklarında "gurur", "cesaret", "kibir","uçan atlılar", "gökten gelen atlılar" kelimeleri sık kullanılmakta ve bu halkın "yakalanamaz", "atla bitişik", "esir düşmez","yenilgisiz" , "gökten gelen kibirliler" olarak çağdaş dünyası tarafından tanımlandığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Savaş alanında erişilemez bir güç olan Hunlar öyle tanımlamaların odağı halıne boşa gelmemiş: Çin vatanından kovularak çıkan atalarının çiğnenmiş onuru ve haklarını dünyaya kanıtlarcasına, yeni bir kişilik, askeri uzmanlığı, toplumsal ahlakını oluşturmuş Hunlar, yaşadığı devrinin gelişim sınırlarını aşmış, önderliğiyle de Orta Asya halklarının hakimi ola bilme konumuna gelmişti.

Deneyimli Çin Başkanlığının, yenilgilerini her seferinde "Dostluk ve Kardeşlik" anlaşmasıyla örtpas ettiği de, Hun halkının diğer halklar tarafından otorite sahibi olmasıydı. Karşı koyamadığı zaman düşmanından darbe yemektense, güç kazanıncaya kadar "kardeşlik" le idare etmek zorunda kalıyordu.

O dönemlerdeki savaşlar tamamıyla çıkar uğruna yapılmış, menfaat halklar arasındaki ilişkilerin temeli olmuştu. Ama burada, Hun savaşlarıyla ilgili, ilginç bir rastlantıyı dile getirilmesi gerekmekte.

Hu'lar fethettikleri halkları sindirmeye, kendi kimliğinden etmeye kalkışmamış. "Halkların yöneticisi", "şan sahibi" olma uğruna savaşan Hun'lar, yenilen halklardan yıllık vergi anlaşmasıyla yetinmiş, sonra serbest bırakmıştı. Tarihi kaynaklarından okunduğu gibi, belki de Çinli'ler gibi "çinlileştirmeye" zorlamadığından, Hunnu devletine çok halkların temsilcileri kaçak akın etmişti. Hunlar'ın bu tutumu, Orta Asya'da kabul edilmiş galibiyet kuralları dışı bir davranış olarak, Çin'in "sindirme" alışkanlığına darbe vurmuş ve çevre halklarının "bağlılık" tercihini Hunnu devletinden yana kılmıştı.

"Atın belinde savaşma hakkı" ve "Halklara egemen olma" Hun halkının düsturu olmuş, bu da tarihi incelerken açıkça göze çarpmaktadır.

Hunlar'ın bu özelliği dünya tarihçileri tarafından çok defa kaleme alınmış ve Hun halkının kültürel ilerlemesinde, ahlaki kurallarının ağır bastığı çok taraflı kanıtlanmaktadır. "Hun Şerefi" adlandırılan manevi kanunu, toplumu üstten alta ahlaki kurallarla kapsamış ve yenilen halklarla davranış biçimini oluşturmuştu.

Gerçekten de, Hun tarihinde yenilen halklara karşı yapılan işkence, aşırı gaddarlık olaylarına, Çin ve Syanbi (Taşinhay) tutumuna nazaran, rastlanmamakta. Ölüm cezasında veya savaş sırasında kurbanın açı çekmemesi "Hun Şerefi" nin vazgeçilmez kuralı olmuş. Bu bilgilere Hunlar'la ilgili tarihi kaynaklarda sık sık rastlanmakta.

Ele geçirilmiş halklar ağır darbe yaşamamış, "hunlaştırılmamış", süzerene bağlılığın kanıtı olarak başına bir Hun gözlemcisi koyulmuş, halk da yıllık vergisini ödeyerek, kendi topraklarında yaşamını sürdürmüştü.

Ola bilir, Türk'lerin farklı etnik, antropolojik özelliklerine sahip oluşu ve çok lehçede konuştuğu bundan ortaya çıkmıştı. Zengin, çok renkli, görsel şifahi kültürü de, bu fikrin bir kanıtı sayıla bilir.

Bilindiği gibi, Hun bayrağı ( beş renkli), Orta Asya'da galibiyetin simgesi haline gelmişti. Çin'in taşlanmış imparatorluk sistemi artık antipati çektiğinden, bağımsızlığından olmuş çevre halkları, Çin'dense Hun'lara bağlı olmayı çoğunlukla tercih etmiş. Atalarımızın fırtınalı, iç çatışmalarla sarsılan trajik tarihi de, bundan başlamış ola bilir.

Çin Tarihi Kronolojisi'nde ve "Şarkılar Kitabı'nda" - yakalanması mümkün olmayan "uçan atlılar", "gökten gelen atlılar", "gökten gelen kibirliler" gibi tanımlamalar, düşman davranışını içeren tarihi kaynaklarda bile, bu halka karşı olan saygı anlaşılmakta, galip yapısı tablolanmaktadır. Hun ahvatı olan her hangi bir halkın bunları okurken gurur duymaması mümkün değil.

Çin felsefeci Sıma Tsyan'ın, M.Ö. 3-cü yüz yılında olup geçen olayların anlattığı yazısından, Hun askerlerinin ona saldırmayan halka veya askere dokunmadığı anlaşılmaktadır. Bunun doğruluğunu sunulacak tarihi olay da kanıtlamakta.

Hun'ların "dokunmayana dokunma" ahlaki kanunu iyi bilen Çin Baş Komutanı Lİ Mİ, askerlerinin sağ salem kurtulması için, Hun'ları görünce hemen "savunma pozisyonuna geçilmesini" emretmiş, "saldırmak veya Hun'u esir almaya kalkışmak-yasak" ilan etmişti. Vatansever Sıma Tsyan bu milli rezalete ve Li Mi'nin korkaklığına içten isyan etmiş ola bilir, bu yüzden belki de, kelimesi kelimesine Li Mi'nin emrini tarihe mal etmişti.

Çin Baş Komutanının emri şuydu: "Hun'lar bizim sınırlarımızı geçerek yağmacılık yapmaya başlayınca, hemen kışlalarınıza geri dönün, savunma pozisyonuna geçerek, kendinizi koruyun. Hun'u esir almaya kalkışana ölüm cezası verilir". İşte tarihi gerçek ve davranış!..
Korkaklık mı yoksa soğuk mantık mı yönetmiş Li Mi'yi, artık bilinemez, o dönemler zamanın ulaşılamaz derinliğinde gömülmüştü. Bir gerçek var, o da, Li Mi o şekilde askerini ayakta tuta bilmiş ve mantıklıca, karşı koyamayacağı güce karşı direnmemişti. Bu yorum Çin soğuk mantıklılığına uyar, çünkü Orta Asya'da Hun'lar ve "uçan atları" erişilemez bir savaş güçtü.
Bu "uçan" kılık o dönemin halklarını öyle bir etki altına almış ki, Hun milli otoritesi, Çin'in perde arkası siyaseti sonucu, Hunnu devletinin iç çatışmalarla parçalanmasına kadar, şanslı Taşinhay'ın döneminedek sürmüş ve bir ebedi kurala dönüşmüştü. 
Hun'lar hakkında Çin tarihinde karalayıcı tanımlamalar da mevcut, ama nedense "korkunç", "acaib", "kibirliler" gibi ürkütmeler Çin halkını etkilememiş ve "kaçaklar" Hunnu devletine asırlarca akın etmeye devam etmişti. Tarihi kanıtlara göre kaçakcılık öyle bir boyutlara ulaşmış ki, Çin Sarayı "Kaçaklara Ölüm" kanununu yürülüye koymak zorunda kalmış.  "Kaçış" nedenlerini araştıran Çin aydınları, bu olayı -"orada hayat neşelidir" sözlerle ifade etmişlerdi.
Neden çevre halkları Hun'lara sempati duymuş, yerini yurdunu bırakarak, ölüm cezasını da göze alarak, Hunnu'ya sığınmıştı? 
Hangi unsurlar Hun'lara karşı sempatiyi oluşturuyordu?
Dünya tarihçilerin araştırmaları sonucu, Hunlar'da, o zamanın halklarında daha oluşmamış, bireyin haklarını tanıyan bir toplumsal yapı mevcuttu. Temelli insani ahlakına dayalı, toplumun ve bireyin birbirinden sorumluluğu ağırlık kazanan davranış biçiminin temel özelliği - başta söylenen "Hun Şerefiydi". Şerefsiz olmaktansa ölmek daha da saygın bir seçim olduğu, bu halkın ahlaki gelişimini körüklemiş, milli gururunun temeline konmuş ve insanlar arası davranışlarını etkilemişti.

Nart Boyu Türk'leri Hun-Karaçaylılar'ın Ata Sözleri de söyleneni desteklemekte. "ŞEREF CANDAN ÜSTÜN", "EGİLEN BAŞ KESİLMEZ", "SANA SIĞINAN DÜŞMAN ARTIK DOST", "DÜŞEN KALDIRILIR", "UZATILAN EL ÇEVRİLMEZ" gibi nasihat içeren sözler ve onlara uygun davranış töreleri, Hun halkının önderliğinin sadece savaş alanında bilinmediğini, manevi yönünde de baş olduğunu, o zamanki ilkel gaddarlığına zıdd, insancilliğe dayalı bir milli kimlik oluşturmayı başardığının bir göstergesidir.

Milattan önce 1764 yılında, ŞAN Hanedanı'nın yönetime başlamasıyla, Çin'de uyanış çağına benzer bir dönem gözlenir, yazı işaretleri oluşturulur, kesintisiz tarihi kayıtları sürdürülmeye başlar.

Orta Asya'daki tüm halkların tarihini dolaylı olarak da olsa aydınlatan bu eser, dünya tarihi için paha biçilemez bir gerçek kaynaktır. Bundan dolayı, araştırmacılar o bilgilere dayanarak Hun halkının tarihini aydınlatmaktadırlar.

Çin tarihçileri, "atalarının devletten kovulduğu için intikam almaya doyamayan sarıbaşlar" (Hun'lar) hakkında sitemli yazmakta ve Çin devletini süregen gerginliği içerisinde yaşadığını anlatmakta. Hiç bir yaşananı gözden kaçırmayan, yorumsuz bırakmayan, titiz araştırmacı SIMA TSYAN, Hun devletinin daha kurulmadığı dönemindeki Hun yaşantısını böyle bir sözlerle dile getirmişti:

"HUN'LAR SOYLAR TOPLUMU OLARAK YAŞAMIŞ VE HAYVANCILIKLA UĞRAŞMIŞTI. YAZI-YAZLIKLARA, YAZLIK MEKANLARINA GÖÇ ETMİŞ. MERALAR İSE HER SOYUN KULLANIMINA İÇ ANLAŞMALARA GÖRE VERİLMİŞTİ. KIŞIN, SOYLARIN ÖZEL MALI SAYILAN KIŞLIK MEKANLARINA DÖNMÜŞLERDİ. AT, MANDA, İNEK, EŞEK, DEVE VE KÜÇÜK BAŞLI HAYVAN ÜRETMİŞLERDİ. TÜM ERKEK NÜFÜSÜ YAY İLE SAVAŞAN ASKERDİ. SOYLARIN MERALARI MİRAS OLARAK SOYUN YENİ NESLİNE GEÇE BİLİYORDU. GEÇİM KAYNAĞI-HAYVANCILIKTI." "...HER ERKEK YAY TUTMUŞ, ATLI OLMUŞ VE HEPSİ DE HARİKA ASKERDİ..."

Bu milattan önceki tanımlama başta söylenenlere ışık tutmakta. Sıma Tsyan'ın yazısında da - Soylar Toplumu, Askercilik, Hayvancılık Hun milli özellikleri olarak ortaya çıkmaktadır.

O tarihi dönemlerde hayvancılıkla tüm halklar uğraşmış, fakat Hun hayvancılık bilgisi o kadar ilerlemiş ki, savaş sahalarında şok etkisini yaşatan "uçan atları", GOBİ çölünü geçe bilecek kadar dayanıklı öküz türünü ürete bilmiş. Finikiyler'in deniz üzerinden Avrupa'yı açtığı gibi, cansız Gobi çölünü geçerek, Hunlar'ın Sibirya'yı açtığı, insanoğlunun medeniyetinde eşsiz bir olaydır ve o da hayvancılık uzmanlığına dayanmakta. Bu iki olayın önemi çok büyük, çünkü geniş coğrafi alanların tanınması, halkların birbiriyle kaynaşması, kültürel alış verişinde bulunması, insanlığın gelişimini hızlandırmıştı.

Gobi çölünün geçiş nedenini dünya tarihi "yeni meralar arama" olarak tanımlamasa da, sadece bu nedene dayanarak yorum yapmak doğru olmaz, çünkü Hun halkı yeni düşünce ve davranışın kaynağı olarak Orta Asya'da bin yıllarca tanınmış ve meraklı, araştırmacı, hatta maceracı bir milli huy sahibi olmuştu. Bulunan tarihi bilgilere dayanarak, Hun'ların yeniliğe, zorlukları aşmaya, geniş coğrafi alanlarına yayılmaya, halklar sahip çıkmaya yatkın bir yaratılışa sahip oldukları söylene bilir. Dolayısıyla Gobi'nin geçişini (M.Ö.1200 yıl) sadece "mera arayışlarıyla" bağdaştırmak sağlıklı bir yorum sayılamaz.

Kim bilir ki, üstü kapalı arabaları (kibitk) kendine ayaklı ev yapmış, dayanıklı hayvanlar yetiştirmiş ve geçilemez çölü geçmeye cesaret etmiş atalarımızın hedefi neydi?.. Ama sonuç bugün de gurur verici-Sibirya ve Orta Asya halkları bir birini tanımış, bağlanmış, kaynaşmıştı. Hun atalarımızın savaş şanı hiç anılmasa bile, tarihin en önemli sayfasında bulunmak için, Gobi çölünün geçişinin şanı yeterlidir. O olay, erken gelişmiş, üstünlüğünü her alanda göstermiş halkın medenileştirici girişiminin bir kanıtıdır.

Hunlar'ın Orta Asya'daki komşularının çoğu, egemen halka kendi isteğiyle katılmış ve bir etnik unsur olarak sindirilmişti. Ama bu gerçekleşmeden önceki "halklar tablosu", ele alınan Hun halkı tanıtımını tamamlar, dolayısıyla Orta Asya halklarınının M.Ö. 2000 yılından M.S. 1 asra kadar kısaca izlenmesi, konuya daha da açıklık kazandırır.

*"Dİ" halkı, dünyadaki antropolojik bilgilere dayanarak, Avrupa tipi olarak bilinmekte. Hun'ların en yakın komşuları olmuş, sonra onlara katılarak sindirilmiş sayılmaktadır. Tarihte M.S. 4 asra kadar gözlenmektedir.

*"JUN" halkı Asya tipi antropolojik özelliklerin sahibi göçebe halk. "JUNLAR'DAN" "DUNHU" halkının yaratıldığı tarihince kanıtlanmaktadır.

"DUNHU" ise "UHUAN" halkının genetik atası sayılmakta, "UHUAN" da "MOGOL" halk grubunun oluşturucu genetik unsuru olmuştu.

*"BEYDİ ÇİYAŞİ" halkın antropolojik özellikleri tarihe çelişkili geçmiş, beş farklı kabileden oluşmuş bir halk sayılmakta. Çin tarihi kaynaklarına göre bu kabilelerin isimleri-ÇİDİ, FAYU, GU, BAYDİY, ÜÇJUN.

*"JUNDİY" adlı Hun komşularını, bilindiği gibi, dokuz kabile oluşturmuştu. Çin tarihcilerinin verdiği isimlere göre, onlar - DAJUN, LİJUN, SÜENJUN, SİOJUN, MAOJUN, SİYANTZUN, LUŞİ, LÜSÜY, DOGEN halk guplarıdır.

Başta getirilen halklar Hun'ların ilk komşuları olarak bilinmekte, ama Hun zaferleri ve geniş coğrafi alanlarının benimsenmesiyle, ele geçirilen, RAKİPLİKTE VEYA DOSTLUKTA KADERİNİ PAYLAŞAN halkların sayısı da artmıştı.

"LEUFAN", "DUNHU", "BAYAN", "GYANGUN"(hAKAS), "KİPÇAK" (KÜYEŞE), "BEYAZ DİNLİNLER", "KUAN", "TUGUS", "TANGUT", "KIRGIZNOR KIRGIZLARI", "ÜEÇJİ"(ARİYLER), "USUN", "UYGUR", "KÜZEYLİ BOMALAR", "HORA'LAR", "ÖRGÜLÜ TOBA'LAR", "SYANBİY" Hunlar'a katılmış halklar olduğuna dair çok sayıda tarihi kanıt bulunmaktadır. Önce savaş, sonra barış ve birleşme yoluyla ilerleyen Orta Asya halklarının davranışları, Hun temelinde çok etnik grubun birleşmesine imkan vermişti. Bu çeşitli genetik kaynaşımından, Hun halkının özelliğini oluşturan, üç antropolojik tip meydana gelmişti.

Tarihcileri bazıları," Türk halkı diye bir milletin olmadığını", diğerleri- Hunların tamamen tarihten silindiğini ve ahvat bırakmadığını, bir başka düşünürler ise "Türk soyunun farklı halkların topluluğu olup hiç bir genetik ve kültürel yakınlığının olmadığını ", buğünkü "Türk" kökenli halkları "yeni yaratıldığını" ( Rusyanın bazı tarihcileri) ispatlamaya çalışsalar da, yetersiz bilgiden oluşan bu tutum, tarihi gerçeklerinin yanında kanıtsız kalmakta ve boşa çıkmaktadır, çünkü bütün Türk halklarında gözlenen Hun (Türk) kültürü bir birinden yararlanmış, kaynaşmış ve bütünleşmiş kültürün göstergesi ve ahvatlığının kanıtıdır. Ortak maddi manevi kültür halkı tanımlayan, şüphe geçirmeyen, genetik atalarına işaret eden, göz ardı edilemez bir kanıttır. Bugünkü Türk halklarının kültürünü dikkatli araştıran her kimse, onların bir kültürün parçaları olduğunu görür. Eğer Türk'ler, bazı tarihçilerin kanıtlamaya çalıştığı gibi, ayrı ve farklı halklardan oluşmuş olsaydı, Türk boylarının bir birinden kopmuş olduğu halde, bin yıllarca özelliğini koruya bilecek kadar gelişmiş bir kültür ortada olmazdı. Demek, hem coğrafi, hem toplumsal birliktelik uzun zaman devam etmiş ki, öyle bir kültür oluşsun!..

Bunu inkar etmeye çalışanlara karşı ancak üzüntü duyulur.

Hun halkının "atası" sayılan "DİNLİN'LERE" benzer antropolojik özellikler taşıyan halklar olarak - "KİRÇAK'LAR"(KÜYEŞE), "KÜZEYLİ BOMA'LAR","USUN'LAR", "ÜEÇJİ"(ARİYLER), "ENİSEY KIRGIZLARI" BİLİNMEKTE. Bunlardan sadece "Enisey Kırgızları" (Hakaslar) antropoloji özelliklerini değiştirmiş. "Enisey Kırgızlarının" memleketinin yönetimi, Lİ LİN isimli kaçak Çin subayına Hun'lar tarafından hediye edildikten sonra, onunla birlikte gelen Çinli'ler, yeni genetik karışım oluşturarak, bu halkı Asya tipi antropoloji yönüne çekmişlerdi.

Öyle de, bugünkü Hakas halkı, mavi gözlü, açık tenli "ENİSEY KIRGIZLARI'IN" Asya antropolojik özelliklerini benimsemiş ahvatıdır.

Hun'lar da başka halkları etkiledikleri kadar kendileri da onlar tarafından genetik yönlendirme yaşamışlardı. Sadece biraz önce sıralanan halklar Hun etnik unsurunda bulunmakta demek doğru olmaz. Türk'lerin hem Avrupa hem Asya antropolojik tablosunun yansıtması, Orta Asya halklarının genetik partnerliğinin de etkileyici ölçüde olduğunun kanıtıdır.

Çin tarihi bunu şöyle açıklamakta: "Hun'lar Dinlinler'den - yiğitliği, Çinliler'den - işi sona erdire bilme direncini, Moğollar'dan da gücü miras almış". İşte bu genetik karışımı Türkler'in yegoneliğini, eşsiz antropoloji kılığını ve milli kişiliğini oluşturmuştu.

Çin ve Hunnu, düşman da olsa, birbirine saygı duyduğu korunmuş tarihi bilgilerde okunmaktadır. "Şarkılar Kitabında" Hun'lar hakkında böyle bir yazı geçmekte:

"Nasıl da bir çatışma oldu altıncı ayda:
Askeri arabaları muharebeye hazır,
Her birine dört at koşulmuş,
Her zamanda gibi, hazır ve nazır
Hun'lar kibirlice girdiler..."

Övgüyü ölçülü kullanmakta uzman sayılan Çinli'ler bile, Hunlar'ı anlatırken saygılı davranışını kapatamamış. Çinli'ler ve Hun'lar, her ikisi de Çin vatanının evladı, rakiplikte direnmeye devam ederken bile, genetikten gelen bir sesle, bir birine sıcaklık da hissetmişti. Bu duygu sayesinde Çin tarihcileri Hun'lar hakkında o kadar yazmış, yoksa bugünkü tarih, atalarımız hakkındaki bilgilerden tamamen yoksundu. Çünkü "ağızdan ağıza" denilen Türk tarihi "ezberleri", sadece yazılı belgelere dayanan çağdaş tarihe bir şey kanıtlayamazdı.

Bir vatanın iki halkının bir birine yakınlık hissetmesi doğaldı, ama Hun atalarının Çin'den Gobi'ye itildiği gerçeği, bunların davranışlarına düşman duygulu renk katmış ve onları ömürlük rakip konumuna getirmişti.

Çin ana vatanı olan "Huanün" ve "Hunüy", çölde hayata tutuna bilmek için sert mücadele vermiş ki, her zorluğa rağmen başarılı olma arzusu, kodlanmış gibi, uzak ahvatlarına kadar uzana bilmişti. Çinliler'e karşı rakiplik de Hunlar'ın genetik sesi gibi içten ve ölümsüzdü. Bu yüzden yüz yıllarca süren savaşlar, devamlı etki alanları için verilen mücadele, kıskançlık ve perde arkası Çin girişimleri...

Eski Türk Ata sözü der-"Yanmayan aydınlatmaz". Hun'lar da "yandı," yakıldı ve "aydınlattı".

Vatan kayıbı, sürülmüş millet konumuna gelmesi, çöldeki ağır yaşama şartları, yenilmiş gururu bu halkı zorlamış ve çelik gibi Hun milli karakterini yaratmıştı. Yok olacağı sayılan halk, çöl hayatını başarmiş, savaş önderliğini kazanmış, vatanını sahiplenen Çinliler'i defalarca yenilgiye uğratmış ve M.Ö. 1200 yılında "HUNNU" devletini kurarak, Orta Asya'da lider halk konumuna gelmişti.

Hun devletinin toprakları geniş alana uzanmaktaydı. "Tşinsi", "Hebey", "Şansi" içinde olmak üzere, "Şamo", "Küzey Dinlin", "Kırgız", "Hingan", "İç Mogolya","Lobnor"gölü, "Hotan", "Çerçen Darya", "Altındağ"dağı,"Beydi" kabilesi toprakları arasındaki görkemli coğrafi alanlar, artık bir zamanlarda vatansızlık yaşayan Hunlar'ın kudretli devletiydi.

Fakat toprakların genişlemesi yanında yönetme sorunlarını da getirmekteydi. Bilinçli körüklenen ayaklanmalar, kışkırtmalar Orta Asya'daki iki otoritenin (Çin ve Hunnu) davranışlarını etkilemekteydi, şiddetli savaşlar da durmadan sürdürülüyordu. Çin hariç, Dunhu, Syanbi'ler, hatta akraba Usun'lar ve Küzey Dinlin'leri bile Hunlar'ı savaşa sürüklemiş, Çeşi halkı ise, Gyangun'larla (Hakas'lar) birleşerek, savaş alanını genişletmek zorunda bırakarak, Hun devletini yıpratmışlardı.

Çin diplomasisinin halklar arası kurnaz çalışmaları, Hunnu'ya karşı çevre halkların tepkisinin temelini oluşturmuş, bir taraftan da, Syanbi adlandırılan Mogol halk grubunun güçlenmesini sağlamış ve Hun devletini iç savaşlar ve dış baskılarla sarsılmak zorunda bırakmıştı.

Tarihi kaynaklarda, bütün Hun savaşları hakkında bilgi bulunmadığından, tarih sadece Çin bilgilerinden ve gezginlerin kısa tanımlamalarına dayanmaktadır. Ondan dolayı bu yüce halkın yaşadığı olayları tam aydılata bilmek zor, çünkü en etkili bilgi kaynağı Çin Tarihi Kronolojisi, sadece kendisiyle ilgili olayları, kendi menfaatlerini etkileyen savaş ve davranışları kaleme almış. Hun halkıysa, bilindiği gibi, yazı kültürünün olduğu halde, tarihi bilgileri kaydı alanında da Çinliler'den farklı yön bularak, "ağızdan ağza" denilen metodla, tarihi bilgilerini "şarkı-efsanelere" dönüştürmüş, orijinal müzükle birleştirmiş ve şifahi halk kültürü çerçevesinde, yeni nesillerine geçmesini sağlamıştı. Eğer dünya tarihi bu kadar materyalist olup, sadece görülen kanıtlara tutunup durmadan, Türk Halkı Kültüründeki tarihi bilgileri değerlendire bilseydi, bugünkü fantezi ürünlerini andıran tarihi masallar ortadan kalkar, gerçekler aydınlatılırdı.

Ne yazık ki şimdilik böyledir, belki de gelecek, trajik bir kaderin altında mücadele vererek, yaşadığı zamanın sınırlarını aşarak, çağdaş ortamından ileriye giden, yaratıcı Hun halkı hakkında daha da geniş bir bilgi verir.

Sadece Hun-Karaçaylılar'ın kültüründe bulunan "Nart Efsaneleri", "Biynöger", "Tanrıcılık Mitolojisi", "Nart Astrolojisi" (Culduzlama), "Ata Sözleri" (Nart Sözle)," Masallar" (Nart Tauruhla), tarihi olaylarını anlatan şarkı-efsaneler - "Küule", "Ejiü Cırla","Samarkaula", "İnarla", "Çam-Nakırdala", oyuncu maskeleri - "Teke", "Aksakal", "Çüyreton", "Silti Hizen", " Han Balattu", eşsiz toplumsal birlikteliği düzeni, genetik derinliğinde, artık toplumsal kimliğinin bir parçası olan genel insani ahlakı anlayışı, Hun halkının özel yapısını tanımlamak için yeterlidir. Bu eserleri bilerek bu halka hayranlık duymamak elde değil.

En üstün insani değerlerinin hiçe sayıldığı bir tarihi dönemde yaşamakta olup, Hun ahvatlarının arasında da üzücü çöküntüyü gözlemek mümkün.

Ama, ata sözlerinde söylendiği gibi, " Kanın sesi -sel"(Kan tauşu – ırhı). Türk halkı atalarının şanına geç erken sahip çıkacaktır. Bir çok tarihi eserlerinde belirtildiği gibi, M.Ö. 3-cü yüzyıla kadar Hunnu devleti "Soylar Toplumu" olarak hayatını sürdürmüş, "Soy Temsilcileri Kurulu" ve "Yaşlilar Kurultayı'yla" yönetilmişti. Çin tarihi yazılara göre, "Hunlar'ın kullanımda-kolay, net manalı kanunları" varmiş. Diğer devletlerde gibi, esirleri, kaçakları, kötü haber getiren elçileri öldürme gibi kanunları olmamış. Kendisine sığınan düşmana, Hunnu'da veya süzerene bağlı halklar arasında yaşama hakkı tanınmış, gereken destek sağlanmıştı. Bu yüzden diğer devletlerden gelen "kaçaklar" Hunnu devletinde hayat bula bilmiş.

Tarihe geçmiş "Hun Şerefi" kanunu, anne sütüyle sindirilmiş olup, kimsenin ondan vazgeçmek gibi bir kalkışımı olmamış. Sığınan, misafir ve güçsüz düşman Hun halkı tarafından korunmuştu.

Hun kanunları, başta söylendiği gibi, bireyin-toplum önünde, toplumun da bireye karşı sorumluluklarını içerdiğinden, suç işlemiş kişi kendi soyuna rezaletle teslim edilmiş ve cezasını akraba kurultayı vermişti. "Hun Şerefine" leke koyanlar, ölümden beter olan "rezaleti" yaşamış, ailesi, soyu, toplum tarafından da ömrü boyunca tışlanmıştı. Bulunan bilgilere göre, "rezalet" yaşamış her kimse, artık Hun halkının içerisinde utancından yaşayamamış. Ancak savaş alanındaki cesaret ve kahraman davranış bu beladan kurtara bilmiş. Vicdana, ahlaka, toplumsal itibarı değerleri temeline dayalı bu kanunlar, koğuşa sokmak, işkence etmekten daha da etkili olmuş, çünkü yaptığını kişinin ve soyunun vicdanına bırakarak, cezayı fiziksel değil, ruhsal olarak çektirmeye yönelikti. Bu da, diğer Orta Asya halklarının tutumuna nazaran, Hun toplumunun gelişimindeki ilerlemesinin açık kanıtıdır.

Hun tarihinde, Çin tarihinin aksine, cinayet olayları az bilinmektedir. Ola bilir, vicdana ağır basan kanunlar onu sağlamıştı.

Söylenene kanıt olarak da bir tarihi olayı getirelim.

M.Ö. 2-ci asırda Hun Şanüyü (Han) İçisiye'den tahtı miras alan oğlu, Çin elçisinin kabulünde, onun Hunnu'ya baskı niteliğindeki teklifini dinledikten sonra, kızgınlığından kendinden geçmiş, fakat kanına, canına işlemiş "Hun Şerefi" törelerini geçemeyerek, elçiye dokunmadan, ama onun gözü önünde, düşmanı kendisiyle görüştürdüğü için, Saray'ın tören başkanını öldürmüştü. Elçinin dokunulmaz olduğu, onu öldürmek "rezalet" vereceği, kendinden geçmiş şanüyu durduracak kadar etkili olmuş. Bugüne kadar korunmuş "Keleçige ölüm cok" (Elçiye ölüm yok) ata sözü, Nart- Karaçaylılar'da atalarımızın anısı olarak söylenmekte ve ona bağlı davranış tarzı bozulmamaktadır.

Tarihe geçmiş bu olay Hun halkının manevi kanunlarının ne kadar kudretli olduğunun göstergesidir. Misafir ev sahibine saldırıda bulunsa bile, ona karşılık vermek utanç verici suç sayılmıştı. Genç bir toplulukta öyle bir ahlaki törelerinin o kadar kuvvetli ola bilmesinin mümkünatsızlığı, sosyoloji ilmi tarafından bilinir. Bu tür kanunlar ancak, binlerce yılı toplum halinde yaşamış eski halklarda gözlenmektedir.( Burada Türkler'i "barbar" adlandıran sözde tarihçilerin anılması yerli ve "yazıklar olsun" sözcüğü uyumludur.)

Hun halkının kanunları ve törelerini incelerken, halka saygı duyduran bir çok olaya rastlanmaktadır. Örneğin, savaş durumunda bulunduğu devletin tüccarları dokunulmaz olmuş. Onlar Hunnu topraklarında işini rahat yapmış, onları eksik alış verişe sürüklemek, zorlamak, ya da açı yaşatmak "rezalet" olarak nitelendirilmiş ve ceza içermişti. İkinci bir olay M.Ö 129 yılında gerçekleşmiş. Çin Sarayı "Sınır Pazarlarının Kapatılması" kararnamesini ilan ederek, pazar yerlerini kapatmak amacıyla 10 bin seçkin askerini sınırlarına göndermiş, onlar da, ekmeği derdindeki fakir fukara Çin'li halkını perişan duruma sokmuş. Bu olaydan haberdar olan Hun'lar, sınıra gelmiş, Çin askerlerini darmadağın ederek, pazarların çalışmasını sağlamıştı. Çin sarayı ise, olayı görmez olup, artık sınır ticaretini kaldırma girişimlerinde bulunmaktan çekingen kalmıştı.

Çin tarihçilerinin de yazdığı gibi, Hun kanunları net manalı ve olayı farklı yöne çeke bilecek altyapı içermemekte. İnsan öldürme, silahlı saldırı, asker ve vatan şerefine leke düşürme, yaşlı insana hakaret gibi suçların cezası ölüm olmuş. Hırsızlıkta yakalanan insan, malı ve ailesini soyunun eline teslim ederek, Hun devletinden ayrılmak zorunda kalmış, ufak suçlar için ise, yüzün belli bir yerinde çizikler yapılmış. Mahkeme çabuk sonuçlanmıştı.

Bileşik hukuki mekanizmaların altında zorluk çeken Çinli'ler, tabii ki hafif Hun kanunlarına gıptayla bakmış, fakat Hun hukuk sistemi Çin'e uymazdı, çünkü Kölelik Devri'ni yaşayan devlette, birey hiç sayılmaktaydı, o yüzden vicdana, "toplum-birey" denilen iki taraflı sorumluluğuna hitap etme gibi bir kanunların geçerli olması mümkün olamazdı. Toplumsal düzenle bağlıydı Hun kanunları. Soylar Toplumu denilen, eşitliğin temelinde kurulan bir devlet düzeni onları ortaya çıkmasını sağlamış. Hanedanlık Çin sisteminde onlar geçersizdi.

Aslında Hun soyunun ta o zamanlarda, şimdiki dünyanın demokrasi ve ahlak anlayışına taş çıkarta bilecek adaletin, eşitliğin sağlandığı bir devlet düzenini kura bildiği şaşırtıcıdır. Bilim adamları çoktandır bu konuya değinmiş ve Hunnu devletinde baskı uygulayıcı kurumlarının olmadığını ortaya çıkarmıştı. Baskı olmayınca da, vicdan, davranışların ayarı haline gelir, öyle de toplumun tümünde genel insani ahlakına dayalı bir davranış oluşturulur. Hun'lar bunu başarmıştı. O yüzden tarihi kaynaklarında Hun cinayetlerine nadir rastlanmakta, nedeni bu olsa gerek..

Ceza evleri ve işkence zindanlarıyla donatılmış Çin'de ise cinayetin kol gezdiği, cellatların da saygın devlet adamları konumunda olduğu, çok tarihi kaynaklarında mevcuttur. İşte, "Baskı tepki oluşturur" denilen ata sözünün özü!.. Baskı, geç erken karşısında kendini sarsacak karşılıklı baskıyı bulur. Sınırlayıcı, baskıcı bileşik devlet kurumları, bireyin anlayamadığı biçimde özelleştirilmiş hukuk dili, adaleti sağlayan kurumlarla aracı (avukat) sayesinde konuşa bilmek, hukukun satılık ve taraflı olması, adaletsizliğin ta kendisi olarak, bireyin isyanını meydana getiriyordu. "Genç Yaramazlar" olarak tarihte bilinen Çin cinayetçiler, aslında insana karşı kurulmuş devlet düzeni ve labirinti andıran adalet sistemine karşı tepkiyle ayağa kalkmış, sonra da anarşi serbestliğine kendini kaptırmış gruplardı. Onları da zindanlar durduramazdı. Çözüm devlet sisteminin bireyden yana olmasıydı. Çin o zamanki tarihinde bunu anlayamamış ve çözememişti, ama Hun'lar bunu çözecek kadar manevi yönünde ilerlemiş bir halktı. Sonuç da tarihe mal oldu: "Uçan atlılar", "Gökten gelen gururlular" dünya galibiyetine imza attı.

Birey çöktüğünde, toplum da mutlaka çöker, halk olarak da tarihte önemini sürdüremez. Bu Hunnu devleti düzeninin temeliydi, bulunan tarihi bilgiler bunu göstermekte.

(Ne yazık ki, şimdiki dünya da Çin yanlışlarına benzer yanlışlarına takılmaktadır).

BİREY - AİLE - SOY - SOYLAR BİRLİĞİ - SOYLAR BAŞKANLARI KURULU - YAŞLILAR KURULTAYI şeklinde yapılandırılan yönetim sistemi adaleti ve toplumsal huzurunu destekleyen bir yapıydi. Kanunları da, başta söylendiği gibi, baskıya değil, vicdana, ahlaka dayalıydi. Orta Asya'da Hun devletinin diğer halklar için çekici kılan da bu nedenlerden oluşuyordu.

Hunnu devletinde toplumsal sınıflandırma mevcuttu.

Birinci sınıf:

Hun halkının temelini oluşturan üst düzey asiliyet -"HUYAN", "KOYAN"( anlamı Tavşan), "LANA"(anlamı Orkide), "SİNOLİN" "SENSENÇEN"(SİOLİN), (anlamı Araştırmaçı), "SÜYBU", "SÜYBA", "SÜYMA"( anlamı Sonundaki).

İkinci sınıf:

Bürokrasi asiller kitlesi. Bu sınıfa soyların oylarını kazanmış yetenekli insanlar girmiş. Asil olmadıkları halde, doğal yetenekleri sayesinde göreve gelmiş bu kişiler, devletin önemli görevlerini üstlenmişti.

Askeri yönetimi de bu sınıfta yer almıştı.

Üçüncü sınıf:

Bu sınıf soy prenslerine ait olmuştu.

Dördüncü sınıf:

Halk. Asker.

Beşinci sınıf:

Savaşlarda ele geçirilen hakların temsilcileri ve gönüllü "kaçaklar".

Bu sınıflandırılma, bilindiği gibi, M.Ö. 1200 yılından M.Ö. 3-cü yüzyıla kadar bozulmadan sürmüş. M.Ö 3-cü yüzyılın sonunda ise, "Şanüy" (Han) yönetimine geçilmesiyle birlikte, Hunnu Sarayı'nın, iç düzeni alanında büyük değişikler yaşadığı gözlenmektedir.

Şanüy'un tahta çıkmasıyla toplumsal düzeninde önemli değişikler yerli olmakta, yeni unvanlar, şan ödülleri, şanüy soyu için yeni sınıf ve görevler ortaya çıkmaktadır. Yeni değişimler şunları getirmişti:

Birinci sınıf:

"Doğulu Çjuki Prens" unvanı valiant prensine verilmişti.

"Batı'lı Çjuki Prens" unvanı valianttan sonraki ikinci prense verilmişti.

Üçüncü sınıf:

"Luli Prens" unvanı.

Dördüncü sınıf:

"Yüce Duyuy" unvanı.

Beşinci sınıf:

"Duyuy" unvanı.

Altıncı sınıf:

"Danhu" unvanı.

Yedinci sınıf:

"Guduheü" unvanı. ( Bu halkın arasından seçilerek göreve getirilen kişilerin sınıfı sayılmış ve asillere yardım amaçlı sınıfa alınmışlardı).

Şanüy'un tahta çıkmasıyla, şanüy soyunun önem kazanması ve eski devlet düzeninin değişimlere uğraması, üst düzey asiliyetinin tepkisine neden olarak, toplumsal bunalımlarına yol açmıştı. Gerçekten de, şanüy yonetimine geçiş ile birlikte, Hunnu devleti çöküşüne doğru giden yola koyulmuş demek mümkündür.

Şanüy sistemiyle ilgili ilginç bir nokta var: Çin İmparatoru gibi, Şanüy devlette birinci kişi değildi. "Nart" (En üst. Çatı) boy sayılan üst düzey asiliyeti soyları, şanüyden üstün konumunda olarak, onun işini denetlemekteydi. Eli kolu bağlı şanüy ve durumu içine sindiremeyen onun soyu, üst asil soylar baskısından kurtulmak için elden geleni yaparak, binyıllarca sürüp gelen toplumsal uyuma darbe vurmuş ve iki yüz yıl sonra, kudretli devleti parçalayaçak trajik iç savaşların temelini atmıştı.

Başta, şanüy yönetimi fikri, tam hakimiyetini içermeyen, dış dünyasına görsel uyum sağlanması amaçlı kabul edilen bir kukla resmiyetiydi. Fakat o gerçekleştikten sonra, Çin diplomasisinin öngörü yetenekleri ve şanüy soyunun hakimiyet arzusu bir araya gelince, Soylar ve Şanüy'ün arasında kopma noktası oluşmuştu. Sonuçta Hunnu devletinin içerisinde iki iktidar oluşmakta: bir tarafta-üst düzey asiliyet ve eski şanına düşkün askeri başkanlığı, diğer tarafta ise- şanüy ve onun soyuyla yakın çevresi. İç çelişkiler artık devletin temeline kazınmaya başladığı ve parçalanmaya doğru sürüklediği bir gerçekti. Sadece savaş şanına düşkün askeri başkanlığı bir taraftan, kibirli soy prensleri diğer taraftan, üst düzey asiliyeti de, hastalığa dönüşmüş "Hun Şerefiyle", tam hakimiyetini kazanmakta kararlı şanüy'a sert rakip çıkarak toplumda gerginlik artıyordu. Bu durumda diş ilişkilerini sağlıklı yürütmekte zorluk çeken şanüy, bazı dış "dostların" önerilerine de baş vurmak zorunda kalmaktaydı. Uzun zaman aşamasında, "Soylar Kurulu", "Yüksek Prensler" ve "Yaşlılar Kurultayı" kararını onaylamadan, şanüy girişimde bulunamamış, soy başkanlarının önünde bir bürokrat değerinde kalmaya devam etmiştşti.

Yine de, yavaş yavaş şanüy iktidarı bağımsızlığını kazanmakta ve onun çevresinin zorbalı otoritesi, toplumda huzursuzluk yaşatmaya başlamıştı.

Şanüy ne kadar kuvvetli olursa olsun, onun soylarla başa çıka bilmesi zordu, bu yüzden, dış "danışmanlar" şanüy'a gürültüsüz adımları, okşayışlı davranışları önermiş, çünkü mal ve toprak hepsi soyların elindeydi, üst düzey asiliyet ise mahvedici temelli gücün sahibiydi. Bu yüzden şanüy, bu yönetim sisteminin Hunnu'da köklü ola bilmesi için, soylarla iyi davranışlar içerisinde bulunmalıydı.

Çin Tarihi Kronolojisinde bulunan bir çok olayı incelerken, şaşırtıcı olaylara rastlanmaktadır. Örneğin: şanüy'e üst düzey asiliyeti temsilcisi tarafından hakaret edildiğinde, şanüy susarmiş ve hakaretçi cezalandırılmazmış. Bu da, şanüy yönetim sisteminin Hun halkına nasıl bir yabancı geldiğini ve dış güçler tarafından meydana getirildiğini göstermektedir.

Serbest hareket edemeyen şanüy ise, pes etmeden, soylara karşı direncini güçlendirmek için, kendi soyu ve çevresini güçlendirmekteydi.

Çin de uykuya dalmış değildi, çünkü kader ona ömürlük rakibi ve kendisini defalarca yenilgiye uğratarak, rezalete sokan Hunlar'dan kurtulma fırsatını veriyordu. Şanüy sistemiyle birlikte, bu devleti yönlendirme konusunda kolaylıklar ortaya çıkmaktaydı. Çin de bu yönündeki girişimlerini etkinleştirmişti.

Ama Hun şanüyler'in kavrayamadığı, Çin'in ise işine gelen, bir problem vardı: o da, devletin tamamen soylar birliğinden oluşması ve karşılıklı saygı ve eşitliğe dayalı olmasıydi. Bu iki değerin ortadan kalktığıyla Hun topluluğundaki tüm davranışların bozulacağı kaçınılmaz gerçekti. Çin hanedanının yansıması olan bir Hunnu'da , binyıllarca hürrüyetli bir toplum düzeninde yaşamış asiliyet, kesinlikle yaşayamazdı. Çin diplomasisi bunu önğöre bilmiş ve yücelik duygularına kapılmış, çiçeği burnunda, şanüy sisteminin yerleşmesi ve güçlenmesini körüklemişti. Hun şanüy'leri ve soyları da vatanın nasıl bir uçuruma sürüklendiğini fark edememişti.

Kendi vicdanına danışmaya alışmış, halkının geleneklerine, soyun kurallarına ve Soylar Birliğinin oluşturduğu kanunlara tamamen güvenen, o düzeni değiştirmeye aklına bile getirmeyen basit Hun halkı da, şanüy yönetimine sıcak bakmıyor, unvanlar ve görevleri haksız buluyordu. ( Bu konudaki tepkiler tarihi kaynaklarında mevcut.) Eskiden Hunnu'da herkesin hakkı soyu tarfından korunuyordu, devlet kurumları olup bireye baskı yapılamıyordu. Kişiyle ilgili her tür sorumluluğu soyu üstleniyordu. O yüzden üst düzey asiliyet temsilcisi de, orta soyun temsilcisi de aynı konumda ve aynı haklara sahipti. " Bireyin kişiliği-toplumun kimliği" tutumu izleyen Hun toplumsal birlikteliğinde, bir kişinin-toplumdan, toplumun da-bireyden sorumluluğu değişemez bir manevi kurala dönüşmüştü. Soy unvanları, görevler, yetkililikler kabul edilmiş sırayla, dürüstlük çerçevesinde veriliyordu. Zayıf düşenlere soyları bakmaktaydı, çünkü hastasını, fakirini, ihtiyarını bakımsız bırakan soylar "rezalete" uğrayarak, toplumdan kopma tehlikesindeydi. Bu yüzden eski düzen her kesin hoşuna gidiyor ve şanüy düzenine şüphe uyandırıyordu, çünkü eski Hunnu'da devlet baskı makınesi değil, insanın hayatının kolaylaştırmak için düzenlenmiş bir ortamdı. Şanüy ise, soylar seçimi sonrası tahta çıksa da, artık soyların kontrolünü istemiyordu, kendi tam egemenliğine doğru düzen yapmaya devam ediyordu. Akıllı Çin ise, gizli ve açık "elçilerini" Hunnu'ya sokarak, düşmanını mahvedecek iç çatışmalara yol açarak, bir taraftan-şanüy'u soylara karşı, diğer taraftan da soy büyüklerini - şanüya karşı kışkırtmakla meşguldu.

Söylendiği gibi şanüy sistemine M.Ö. 3-cü yüzılda geçilmiş ve ilk, tarihte bilinen şanüy da TUUMAN olmuştu. Tuuman-şanüy'un döneminin sonunda, başta getirilen nedenler sonucu, Hun devletinin iç ve dış davranışlarında dengesizlik yaşamaya başlamıştı. Bu şanüy'un döneminde, Hunlar'la artık kaynaşmış halklar bile baş kaldırmış, ayaklanmalar düzeni sarsmış, şanlı Hun askeri de, yenilgi ardından yenilği yaşamaya başlamıştı.

Hun tarihinde ilk defa, Üeçji'le (ariy'ler) onlarla başa çıkmış, Çin ayarlı Tuuman da onlara, yıllık verğiyle birlikte kendi oğlunu da esir (amanat) vermiş olduğu, Hun asiliyeti çileden çıkarmıştı. Giderek artan tepkiler tahtı ve halkı sarsmış, rezalete katlanamayan Hun asiliyeti de radikal girişimlerine başlamıştı.

Yenilgisiz "uçan atlıları" rezalete uğratan şanüy Tuuman tahta uzun süre hakim olamamış. Üeçjiler'e verğiyle birlikte teslim edilen valiant MODE, gurururun isyanına karşı koyamamış, düşmanın elinden kaçarak devletine dönmüş ve babasını öldürerek, tahta oturmuştu. Tarihte "MODE DÖNEMİ" en sert yönetim tarzı olarak geçmekte. Hunnu içinde ve dışında bu şanüy öyle bir sert tutumla yola çıkmış ki, babasının döneminde Hunnu'ya baş kaldıran halklar, ayağına gelmiş, Çin susmuş, Üeçji'ler sert yenilğiye uğramış ve Hun egemenliği tekrar kabullenilmişti.

Şanüy'un iç baskı oluşturduğuna pek hoş bakmasa da, Hun asiliyeti halkın eski şanına kavuştuğundan memnundu, o yüzden şanüy yönetimini kaldırma gibi girişimler giderek azalmaktaydı.

M.Ö. 203 ve 202 yıllarında, şanüy Mode, Küzey Altay'da yaşayan Kipçaklar'ı (Küyeşe) ele geçiriyor. Dinlin kökenli akraba halk, pek de direnmeden, Hun egemenliğine baş eğiyor. Hun'lar tarafından da Kipçaklar'a kardeşlik muamelesi yapılıyor ve kader onları kopamaz bağlarla ömürlüğe bağlıyor.

( Sonraki zamanlarda Batı'da zafer kazanan Hunlar'ın (Gun) Kipçak olarak adlandırılması bu birleşimden meydana gelmişti. İki akraba halk bir kaderi paylaşmış ve ortak zaferlere imza atmıştı. Avrupalı'lar için "Gun "ve" Kipçak "aynı anlamını taşır ve" Türk" sayılır).

M.Ö. 202 yılı Hunlar' ı başka zaferler sahibi de kılmıştı. Sayan dağı ve Angara arasında yaşayan Küzey Dinlinler de Hun egemenligine geçiyorlar, peşinden de "Kırgıznor" gölün kıyılarında oturan Gyangun'lar (Kırgızlar) Hunnu devletine bağalanıyorlar.

Bu olaylar tarihte ağır olaylar olarak girmemiş, çünkü hepsi akraba halklardı. Ama Çin hakkında bu söylenemez, çünkü eski düşmanlar "sarıbaşlar" ve "karabaşlar" kanlı savaşlarını sürdürmekteydi. Hun gururuna düşkün gaddar Mode tahta çıkmasıyla, Çin'in Tuuman Şanüy zamanındaki zafer hevesini sıfra indirerek, gözü dönmüş eski duşmanına haddini bildirmekten memnundu, Hun halkı da, tüm olumsuzluklara göz yumarak, Modenin şanüyluğunun arkasındaydı.

Çin askeri artık Hunlarla başa çıkamıyordu, o yüzden, paralı asker adlandırıla bilecek, genellikle ölüme mahküm cinayetcilerden oluşan bir asker grupları da, Hun askeri ile savaşmak için Çin başkanlığı tarafından acelece oluşturuluyordu, fakat o da zafere getirmıyordu. Savaş olaylarını önceden planlayarak, yan yatarak emirlerini veren Çin Asker Başkanları, şimşek gibi hızlı, duruma göre atak taktiğini hızla değiştirebilen, şerefi uğruna savaşan Hunlarla başa çıkamıyordu. Nasıl bir hazırlık yapsalar da Çinliler kuşatılma ve yenilgiden kurtulamıyorlardı. Bin yıllarca Hunlarla savaşmış Çin, Hun askeri taktiğinin çözmekte zorlanıyordu, çünkü her çatışmada farklı yöntemlerle aynı sonucu elde edebilen Hunlar, Çinin görkemli askerini darmadağın etmeye devam ediyordu. Özellikle Mode Şanüyün dönemi Çine ağır darbe vurmuştu. Savaşla zafere ulaşılamayacağı ve Hunların zayıflatma yöntemi diplomasiye dayalı olduğunu yaratıcı Çin başkanlığı farketmiş ve Mode Şanüy ile "Barış ve Akrabalık" anlaşması teklifinde bulunarak, Orta Asya Halkları arasında, zayıf noktasını açığa vurmadan, itibarını korumak, süzerene bağlı halklarının üzerinde de etkili olmaya devam etmek istiyordu. Fakat durumu bilen çevre halkları, Çin ve Hunnu arasındaki bağlılık tercihini Hunnudan yana ediyorlardı. Bu da Çini, Hunların eğmenin yeni yollarını aramaya zorluyordu.

M.Ö. 200. Hunlar, artan kuvvetlerle Çin topraklarının işgaline başlıyor. Hunların eline "Çeuçju", "Küzey Şansi", "Tsinyan" toprakları kısa sürede geçmiş, savaş zaferleri ta " Pinçer" şehrine dek uzanmıştı. Bu şehrin yakınındaki "Baydın" köyü topraklarında gerçekleşen savaş ise, Hun silahının - şanı, Hun insanlığın ahlakı örneği olarak, dünya tarihine geçmişti.

"Baydın Muharebesini" kaydeden Çin yazarları, tarih için paha biçilemez bilgiler bırakmış. O kaynaklar rakip tarafları detayli anlatmakta.

Mode'nin askerini dört üst düzey asil soyunun alaylarının oluşturduğu, her dört grubunun kendine ait asil cins atının olduğunu bu yazılardan öğrenmekteyiz. At cinslerinin renği bile bizlere ulaşmış - koyu, kestane rengi, gri ve beyaz. (Bugün Nart Karaçaylılar'da - Kantor, Genca, Sucorğa, Toru). (Alaşa-işçi tür). "Baydın Muharabasinin" önemi sadece bununla sınırlı değil. O yazılarda Hun ahlakının şaşırtıcı, o zamanın alışkanlıklarına zıdd, bir örneği de verilmektedir.

Muharebe sırasında ablukaya (kuşatmaya) Çin imparatoru ve tüm askeri başkanlığı da alınmış ve Mode Şanüyun eline inanılmaz fırsat geçmişti. Ama Çin başkanlığını rahatlıkla ortadan kaldırma ve tahta ulaşma imkanı varken, Mode bundan yararlanmıyor, rezaletli kuşatmayı 7 gün sürdürüyor, sonra ise askerinin arasında yol açarak, çekilmiş vaziyette yaylarını tutan Hun askerinin önünden Çin başkanlığının sağ salem geçmesine izin veriyor. Rezaletten dört büklüm ablukadan kurtulan Çin başkanlığı sınırına uğurlanır uğurlanmaz, Mode askeriyle kendi topraklarına çekiliyor. Bu olayı yüce Sıma Tsyan anlatmakta ve tabii ki, Hunlar hakkında hiç bir yorum yapmamakta. Belki de yapmaya hakkı yoktu, nasıl olursa-düşman. Fakat tarihe mal ettiği bu olay yorumsuz da, Hun halkının manevi gelişiminin diğer halklardan ileride olduğunun göstergesidir. Esiri öldürmeyen Hun ahlaki kuralı bu tarihi bilgide okunmakta. Yaşadığı devrin genel tutumuna karşın, ahlaki kuralları maddi değerlerden üstün bilen bir halkın kılığı ortaya çıkmaktadır.

Milattan önce 177 yılında Modenin askeri, Çinden sonra en sert düşmanı olan, Üeçji (Ariy) halkını darmadağın ederek, kalkamaz yenilgiye uğratıyor. Kinci ve gururlu Üeçjiler, Tuumanın zamanındaki zaferlerini unutamadan, Hunnuya baş eğmeni içine sindiremeden, Hun emrindeki halklar arasında ayaklanma moralini yaymaya başlıyorlar. Fakat hedefe ulaşmak kolay olmuyor, çünkü Hun zaferleri Merkes Asyayı sarsmaya devam etmekte ve onlara karşı tepkiyi engellemekteydi. M.Ö. 177-176 yıllarında, Hunnu devletine Doğu Türkistan, Tibet halkları-Kyanlar, Usunlar katılıyorlar. Kyanların katılımıyla Hun toprakları Sarı Su nehrin başına kadar uzanıyor, Tangutların ataları sayılan Jun halkının Batı Çindeki topraklarıyla sınırlaşıyor; Usunlar ise, kardeşlik anlaşması çerçevesinde Hunlara katılarak, onları (Çjan Tsyan'ın yazdığına göre) "Dunhuan" ve "Tsianşan" arası topraklarına hakim kılıyor. Kyanlar Usunlar da, söylendiği gibi "kardeşlik anlaşması çerçevesinde Hun egemenliğine geçiyorlar. (Tarihi bilgilere göre, Usun halkı Hunlara akraba sayılmakta, avrupa tipi antropolojik özellikleriyle tanımlanmakta. Siratori yazılarında bu halka yer vermiş ve ahlaki düzenini dile getirerek, iki ayrı hanlığın, anlaşmalı, sırayla toprağı kullanarak, barış ve huzur içinde yaşadığını belirtmektedir. Usunlar Hunlarla da barışcıl yaşamış, ancak M.S., Hunnunun iç savaşlar sonucu dağılmasından sonra, zorunlu Çin egemenliğine baş eğmişti. Usun halkıyla, Hunnu devletindeki şiddetli iç savaşlar sırasında mülteci akınıyla kardeş halka sığınmış, 58 Hun soyu birleşmişti).

Öylece Mode Orta (Merkes) Asyada atalarının tavrını koyuyor ve Çin devleti "vergi" sözcüğünü "hediyeyle" değiştirerek, Hunnu'yla "Akrabalık ve Barış" anlaşmasını imzalıyor. Her senelik vergiyle birlikte, Hun Şanüyun soyunda gelin olmak üzere Çin prensesinin verilmesi de kabul ediliyor.

Tabii ki, bu tamamen baş eğme anlamına gelmiyordu. Çin başkanlığı, akıllıca rüşveti, gizli ajanları ve her tür "arka yolları" kullanarak, vergiyle gelen Çin prenseslerini de işine katarak, düşmanını zayıf noktasını aramaya devam ediyordu. Daha "daha ışıldayan yay kurşunları", "uçan Hun alayları" ve "yenilgisiz Hun kibiri" güçlüydü, Çin de nefretini gülümseyle kaplayarak, susuyor ve uygun zamanı kolluyordu.

Belki de öyle bir dönemlerde yayılmış ve kaleme alınmış "HUN'U KOVMAK MÜMKÜN, DARMADAĞIN ETMEK ZOR, MAHVETMEK İMKANSIZ" Çinlilerin  sözleri.

"Rezalettense-ölüm" sloganıyla savaşan, özgür ruhlu Hun, zamanının gerçekten de karşı koyulamaz bir gücüydü.

Milattan önce 174 yılı Hun tarihinde dönüm noktası sayılır ve Mode Şanüyun ölümüyle tanımlanır. Boş tahtın beceriksiz mirascılara bırakıldığı, düşmanlar için büyük bir şanstı.

Yeni şanüy, Modenin oğlu Laoşan, eski Hun tutumundan yoksun, kişisel yapısından eksik bir genç, babasının otoritesini kısa zamanda bastırıyor ve kinci düşmanlara yol açıyor. Artık Modeden etkilenmeyen ele geçirilmiş halklar, başta intikam duygusunu taşıyan Üyeçji'ler (Ariy) olmak üzere, ayaklanmaya meyelli davranışlar sergilemeye başlıyor. Gerginliğin hız kazanması için, Üyeçji halkının bir grubu, Hun mezarlıklarını (Kurgan) pisleyerek, düşmanına meydan okuyor. Buna dayanamayan Hunlar Üyeçjileri tamamen rezaletli bir yenilgiye uğratıyor, Üyeçji başkanı öldürülüyor ve vandallık yapan halk, çevre halklar tarafından da nefrete uğrayarak, ana topraklarından kovularak, menfi vaziyette Orta (Merkes) Asya'dan ayrılıyor.

Üyeçji halkın parçaları, öldürülmüş başkanı Kıdal'ın oğlunun etrafına toplanarak, Sır-Darya nehrinin karşı tarafına geçip, Amur nehrinin kıyı topraklarını ele geçirerek, Aleksandr Makedonskiy'in savaş zaferi sonucu kurulan eski bir prenslik bölgesinin sahibi oluyor, yerli halkı ise şiddetli sindirilmeye maruz kalıyor. Dünya tarihinde bu olayın gerçekleşmesi M.Ö.165. yılıyla tarihlendirilmektedir. (fethedilmiş devletin ismi-Baktriya. Birleşmiş halkın ismi-Menfi).

Hun'lar ise, hakaretçi komşularından kurtulmuş olup, boşaltılan topraklara Üyeçji halkın kalan kısımları, Sakları ve Usunların bir kısmını yerleştiriyorlar.

Tarihte Üyeçjiler üzerindeki zafer Laoşan Şanüya ait kılınsa da, zafer ondan değil, daha etkili lan Hun asiliyetin ve Soyların geleneksel tutumundan kaynaklanmiştı. Laoşan ise başarısızlığını kısa zamanda kanıtlamış ve halkın tepkisini bolca kazanmıştı.

Çin Hunnu devletinin ortadan kaldıra bileceği zamannı görüyor ve Çin tarafına hassas bakan, süslere, tatlılara meraklı, konforuna düşkün Laoşanı tatlı dilli baskı altına almayı başarıyor. Bunları gören Hun Soy Büyükleri eskide gibi şanüye baskı oluşturamadıklarının acısıyla, iç tepkinin yaratılmasına yönelik bir moral oluşturuyor ve iç düzenin bozulma noktasına sürüklüyordu. Şanüy Sarayı ise, Çin astroloğ, danışman, yöneticilerle dolup taşarak, devlette olup bitenlerden habersiz veya ilgisizdi.

Hunnu devletinin bu dönemde dört kitleye bölündüğü, anarşi moralinin halkta hakim olmaya başladığı, her kitlenin kendi askeri kuvvetlerinin oluşturduğu ve rakipleşmeye başladığı tarihi bilgilerden okunmaktadır. Üst düzey asil soylar (Huyan- Koyan-(Tavşan); Lana- Lanu-(Orkide); Senbseçen-Sensençi-(Araştırmaçı) -( M.Ö.96.yılında-şanüy soyuna geçmiş); Süybu-Süyba-(Sonundaki), askeri başkanlığı ve Soylar Birliği, kendi aralarında anlaşmazlıklar da olsa, Hunnu'nun Çin'den uzaklaşması konusunda fikirdaşdı, o yüzden nostalji duygularla güçlendirilen "eski Hunnu" arzusunu hayata taşıyordu, diğer tarafta ise, iç sallantının ortaya çıkardığı-maceracılar, fırsatcılar, haydut gruplar ve onları kendi lehine kullanan çinleşmiş şanüy çevresi, kudretli devleti uçuruma sürükleyordu. Çin de kışkırtma faaliytlerinde başarılıydı, çünkü kukla haline gelmiş şanüy kör ve sağırdı.

Hunnu için trajik olayların başlaması, Çin hareminin ağası Üye'nin Hunnu'ya kaçmasıyla bağdaştırmak mümkün, çünkü şanüy tarafından sınırsız faaliyet ve her tür imkanlara sahip olan bu kişi, ekonomik konularda uyanıklılığıyla Laoşan şanüyu etkileyerek, Hunnu devletinde görülmemiş bir olayı kabul ettirerek, halkın vergilendirilmesi tedbirini aldırıyor ve duruma uygun kanunu da yürülüye koyduruyor. Vergiyi Hun hürriyetini kısıtlayan, gurur incitici bir hakaret gibi algılayan Hun halkı, Hun şerefinden olmuş şanüydan kurtulmak amaçlı, askeri güçle destekli uyarıcı ayaklanmalara başlıyor, bunun sonucu olarak da, şiddetli iç savaşları Hunnu devletini ciddi sarsmaya başlıyor.

Bu dönem tarihte Hunnu devletinin çökmesinin başlangıcı olarak bilinir.

Çin ajanının "vergi" macerası hedefine ulaşmıştı. Vergi şanüy soyunu zenginleştirerek ve güçlendirerek, onu Hun asiliyetine karşı başarılı kuvvet haline getirdiği, artık eski kuralların işlemediği, devlet içinde de iki kuvvetli grubun mecbur çatışmasını gerektiriyordu. Bir tarafta-üst düzey asiliyet, soylar birliği, eski askeri başkanlığı ve yaşlılıar danışmanlığı, diğer tarafta da, Çin destekli, vergiden güçlenmiş şanüyun soyu ve ona katılmış, yeni gelişimleri fırsat bilen her tür halk grupları.

Trajik olaylar artık kaçınılmazdı.

Şanüyun soyu, Soylar Kurulu ve Yaşlılar Kurultayı ile danışmıyor, kışkırtıcı bir bağımsızlıkla, Çin alışkanlıklarına uyarak, soyunun temsilcilerine süslü takma adlar (Ğök ve Yer'in doğurduğu), (Yüce Şanüy) vb., özel ünvanlar ve tanımlama işaretlerini vererek, alçakgönüllü, kişisel ve soy eşitligine alışkın Hun halkını çileden çıkarıyor. Göreve adama sıralar bozuluyor, ünvanlar kuralsızca dağıtılıyor, şanüy sistemi kriz oluşturmaya başlıyor. Tahttan, başarısız Laoşandan sonra, daha Günçen-şanüy ( M.Ö.161-126), İçisiye-şanüy ( M.Ö.126-114), Üybiy-şanüy (M.Ö.kısa süreli hakimiyet, yıl belirlenmemekte), Üybey-şanüy (M.Ö. 114-105), Uşilu-şanüy (M.Ö. 105-102), İsmi belirlenmeyen şanüy, Guylihu (M.Ö.102-101), Czuyduhey (M.Ö. 101-96), İsmi tarihe geçmemiş şanüy, İsmi belirlenmemiş şanüy, Senbsençen (kısa süreli hakimiyet, tarihi belirsiz), Huluguy ( M.Ö. 95-85), Huandiy (M.Ö. 85-68) geçiyor ve hepsi de şanüy soyunun yükselmesine ve soyların sessiz kalmasına yönelik tutumunu sürdürüyor.

Patlak veren ve Hunnu devletinin mahvolmasına neden olan olaylar ise Hüylüy isimli şanüyun (M.Ö.68-60) tahta çıkmasıyla başlamakta. Nedeni de basit: reddedilen bir kraliçenin, hakaretçi şanüyu (Hüylüy) tahttan atma arzusunun kara plana dönüşmesi, onun etrafında da, şanüy sisteminden kurtulmak veya tahta uygun kişini getirmek isteyenlerin toplanması, olayların da soyların askeri kuvvetleriyle desteklenmesi, devleti dengeden tamamen çıkarılmasına ve zayıf düşmesine neden oluyor. Huandi-şanüyun dul kraliçesi, törelere göre tahtla birlikte, Hüylüy şanüyun kraliçesi konumuna gelemediği ve reddedilerek hakarete uğradığı, halkta geleneklere tam saygısızlık olarak algılanarak, olayları hızlandırıyor, kraliçe yandaşlarını kuvvetlendiriyordu. Sonuç olarak da, Hüylüy öldürülüyor, yerine de, eski kraliçeye tapan, orta sınıf, şahsiyetsiz Uyan-Güydi (Tusitan) oturtuluyor. Yaşlı kraliçe (Cuan Küy Yançji) solgun aşkı ve devleti yönetme fantezilerini sessiz tutsağı fırlama şanüye yansıtarak, devleti eskiden de beter duruma getiriyor.

Uyan Güydi'nin ilk uyguladığı kanun, soyların sırayla görev, unvan, toprak ve servet alma haklarını ortadan kaldırarak, "babadan-oğla" her şeyin geçmesini savunuyordu. Şanüyun ilham kaynağı-kraliçe de, o kanunla vatanının temelini sarstığını, tarihte kara nokta olarak isminin geçeceğini, Hunnu'yu yıkan kadın olarak,lanetle anılarak, şarkı-efsanelere kodlanacağını bilemiyordu...

Ve devlet ayaklandı. Çin "danışmanlar" da zevkle el sıvayarak, iyi haberleri Çine ulaştırmakla meşğul olup, olaylara hız verilmesini sağlıyorlardı.

Çinden yüz bulan, sürekli kışkırtılan, M.Ö. 209 yılında tamamen Hun eğemenliğine geçmiş Dunhu halkın ahvatı-Syanbiy'ler, Hunlara baş kaldırıyor, iç çatışmalarla yıpranmış, toplumsal bağları kopmuş Hunnu ise, bir el, bir kuvvet olmayı başaramıyor, düşmana karşı da zayıf kalıyor.

Anarşinin genel kanuna dönüştüğü bu dönem, paniğe kapılmış, kuvvetli bir önderi olmayan, iç anlaşmazlıklar nedeniyle bir araya gelemeyen ve devletin var olması uğruna gururundan vazgeçerek birleşemeyen bir halk tarihin sayfalarından bugüne yansımaktadır. Bölgelere ve gruplara bölünmüş, kendiliğinden" başkanlara", "şanüylere" dönüşmüş kişilerin ortaya çıktığı, onların etrafına da savaş mesleği hariç bir şey bilmeyen askerlerin toplanması, gelecekteki acı olayların belirtileriydi.

Hunnu küçük prenslik bölğelere bölünüyordu. Anarşik isyana ilk imza atan İügan soyu, "Çjuki-Şanüy" ismini vererek, kendi soy tahtına Bosüytan isimli şahısı oturtuyor, Hakas komşusu Huğe-prens de, kendini "Huğe-şanüy" ilan etmekte geçikmiyor, Üyge soyun prensi ise "Çeli-şanüy" olduğunu çevreye duyuruyor, hatta bir orta rütbeli subay bile, kendini "Utsi-şanüy" ilan ederek, başı boş grupları toplayarak, onların başına geçiyor.

Tüm bu gelişmeler şanüy soyundan ayrı olduğu, halkı kurtarma ve Hunnu'yu eski kuvvetine döndürme amaçlı halk çırpıntılarının göstergesiydi. Cungarya, Tarbağatay, Saur topraklarında, öyle ce, şanüya karşı güçler barınmaya başladılar.

Tahtta ise, kanlı olaylar sonucu şanüyler öldürüldü, yeni şanüy Huhanye de, (M.Ö. 58-31) artık iç savaşlarının önleyemez hale geldiğini görerek, Çin'e elçiyle dilekçe göndererek, süzerene bağlılığını kabul ettiğini belirtti. Öyle de, "uçan atlılar" baş eğmiş vaziyette eski düşmanının kanatı altına sığınıyorlar."yaşlılar Kurulunun" ve "Soylar Kurultayının" şiddetli muhalefetine rağmen, M.Ö. 47 yılında bu trajik olay gerçekleşiyor.

Huhanye-şanüyun oğlu "görevlendirme" örtüsü altında Çin'e rehin gidiyor ve şanlı Hunnu, Çin'e bağlı hale geliyor. (Tarihte süzerene bağlı Hunnu "GÜNEY HUNNU" olarak geçer).

Ama Çin zafer dovullarını erken çalıyordu, fırlama "Güney Hunu'yu Hun soyuna rezalet olarak algılayan, başını eğmeden ölmeye hazır Hun'lar daha vardı. Onlar Huhanye'den hefretle çekilerek, şiddetli iç savaşları sırasında hayatta kalmayı ve Hun şanına gerçekçi kalmayı başaran, Çjiçji-şanüy olarak ilan edilen önderin etrafında toplanarak, Güney Hunnu'dan kaçmış, etrafına asker toplamış İlimi-şanüyu darmadağın edip onun askeriyle de güçlenerek, şerefini unutan, Çin yalakası sayılan Huhanye-şanüya meydan okuyorlardı.

Fakat arkasında Çin'in bulunduğu Güney Hunnu ile savaşmak, daha kendini toparlayamamış güçlerinin yıpranacağını bilen Çjiçji, askerin Cungarya'ya yerleştirip, çevre halklarla destek amaçlı ilişkilerine başlıyor. Çin ve Güney Hunnu'dan çekinen halklar ise, bu çağrıya olumlu cevap vermekte zorlanıyor, Usun'lar ise Çjiçji'nin elçisini idam ederek, kendini savaş alanı kılıyor. Kendinden geçen Çjiçji'ci Hunlar, Usun kardeşlerine haddini bildirerek, şiddetli çatışma sonucu, topraklarını ele geçiriyorlar.

Usunların küzey tarafında yerleşmiş Ugye halkı da, Hunlara katılıyor. M.Ö. 46 yılında Çjiçji, Hun egemenliğinden yeni kurtulmuş Hakaslar'ı (Enisey Kırgızlar'ı) tekrar Hun eğemenligine sokuyor ve onunla da kalmadan, bağımsızlığına yeni kavuşan Dinlin kardeşlerine de baş eğdiriyor. Ele geçirilmiş halkların birikmesi sonucu olarak, tarihi arenaya "Hunnu" isimli İkinci Hunnu çıkıyor.

Eski tutumlu, hırslı İkinci Hunnu'ya savaş açmaktan çekinen Çin, yeni Hunnu'nun varlığının görmezden gelerek bir süre dirense de, savaş zaferleriyle rakip çevresini oluşturmaya başlayan yeni devlete ciddi davranış gerektiğini kabul ediyor ve süslü diplomasi yöntemleriyle, Çjiçji'ye ulaşmaya başarıyor. Fakat talihsiz bir olay (elçinin Hunnu'da öldürülmesi) iki devletin arasını açıyor ve Çin ölüm kalım savaşı başlatıyor. Acaib askeri baskılara maruz kalan ve kan kaıb eden Çjiçji, dost bildiği Kangüylere halkı ile birlikte sığınıyor, birleşmiş güçlerle Çin'e karşı koyarak, Hun ismini yaşatıyor. Güney Hunnu'lular ise, kardeşlerine karşı, Çin taraftarı olarak savaşıyorlardı.

(Kangüy halkı hiç bir zaman Çin egemenliğinde olmamış, Hunlarla kardeş davranışlar içerisinde yaşamıştı).

Çjiçji halkının ve askerinin Kangüylere sığınmasıyla, boşaltılan topraklara Güney Hunnu'nun halkı yerleşiyor. Öyle de, kukla Huhanye-şanüy eski Hunnu topraklarını elde etmiş oluyor.

Çin tarafından kendi kardeşlerine karşı nefretle beslenen Güney Hunnulu'lar, şanlı atalarını unutarak, bağlılığından memnun bir tarihi uykuya dalıyorlar. Yeni Hunnu (Çjiçjiciler) Kangüy'le birlikte, Çin' kulak asıp duran Usunu tekrar vuruyor, bir kısmı kaçarak dağılıyor, diğer kısmı ise Hunlara katılarak, sonuna kadar kaderini birleştiriyor. Artık kuvvetlenmiş Çjiçji-Kangüy birliği, Fergan vadisinde, Talas nehrinin kıyısında, Parfyan halkın yardımlarıyla kale kuruyor ve yeni hayata başlıyor. Kalenin kulesine de, Huhanye-şanüyun ve Güney Hunların unuttuğu, beş rengi Hun bayrağı asılıyor. Ama kader bunlardan yana olmıyor. Çin, baş eğmeyen, çoğunlukla asiliyetten oluşan Hun güçlerinin var oluşundan rahatsızdı, onları mahvetme yollarını da arıyordu. Öyle de, ölüm cezasını kaldırılması vaadiyle, Çen Tan isimli cinayetçiyi Fergana'ya yolluyor, o da kaleye gizlice sokularak, Çjiçji'yi öldürmeyi başarıyor. Peşinden Çin askeri, şiddetle Hunlar ve Kangüyleri kattediyorlar. Tarihi kaynaklarda o savaş hakkında yazılanlar, Hun halkına saygı uyandırmakta. (Erkekler öldürüldükten sonra kadınlar, çocuklar da sonuna kadar savaşmış).

Bu olay cinayetçi Çen Tan'ı kahraman yapıyor, beş rengi Hun bayrağı törenle indiriliyor, Güney Hunlar da, Huhanye'nin arkasında, yazıklar olsun denilecek kadar suskun kalıyorlar. Öyle de, şanlı HUNNU tarihten siliniyor.

M.Ö.31. yılında Huhanye-şanüy ölüyor, tahta da birbirinden köle ruhlu şanüyler (Fuçjulay-Jodi,Seysye-Jodi, Güya-Jodi, Üçjülü-Jodi) peş peşe oturuyorlar. Onların nasıl bir Hun olduğunu ise, ismine katılan "jodi"-(saygılı) sözcük açıklıyordu. "Gökten gelen atlılar" artık Çin'e "jodiler" di.

Çjiçji ve onun kederli taraftarları, tüm ağırlıklara rağmen Hun şerefine değer yaşamış ve öldürülmiştü, Güney Hunnulular ise, Çin'de sindirilmeye mahküm olmuştu. Ama atalarının kanı damarlarında bulunan, olup bitenlerden rahatsız olan, Çin'e kin besleyen Hunlar da vardı. Yavaş yavaş Güney Hunnu'nun içinde, önce "jodi" şanüylere, sonra da Çin başkanlığına karşı sesler yükselmeye başlıyordu.

Çin ise, zafer heyecanıyla, yeni topraklarına halk dağıtımıyla meşguldu. Batı bölgesi tamamen artık onun emrindeydi, orada burada ayaklanmalar da olsa, onlar hafiften bastırılıyordu. Usun Güney Hunnu egemenliğinde de sayılsa, Çin'e tapıyordu ve Hunnu'dan izinsiz kendi başına serbest ilişkilere giriyordu. Tüm Orta (Merkes) Asya artık Çin sarayı ile birlikte nefes alıyordu.

Bu dönemde Çin Merkes Asya halklarının hiç biriyle dostluk anlaşmasına girmiyor, fakat kendine bağlı konumundaki Güney Hunnu ile anlaşmaya varıyor. Belki de, bağlı devletin halkından, onun yenilemez gururundan çekindiğinden, yatıştırıcı belge olarak böyle bir anlaşma yapılıyor:
 "Bu zamandan itibaren ebedice HAN ve HUNNU bir EV oluşturacak, nesilden nesile bir birini aldatmayacak, ya da bir birine nefret duymayacak. Hırsızlık olursa bir birini haberdar edecek, idamı birlikte gerçekleştirecek. Düşman saldırısı olursa askerler bir birine yardım edecek. Bu anlaşmayı kim
bozarsa GÖKTEN cezasını alsın ve onun ahvatları, nesilden nesle bu antı'n bozulması lanetini taşısın"
Çin öyle de, bağlılığı süs anlaşmayla örtmüş, eşitlik hikayesiyle de eski düşmanının gururunu yatıştırarak rahatlamıştı. Güney Hunnu halkı ise o kadar rahat değildi. Durumu körüklenmesi için ufak bir neden yeterliydi, öyle bir nedeni de Çin kendisi yaratıyor.

İç isyan sonucu Çin tahtına zorla oturan Van Man, tüm bağlı devletleri "prenslik" statüsüne sokarak, tek imparator olma hayallerine kendini kaptırmış olup, emrini duyurmak için, her tarafa elçiler göndermiş. Güney Hunnu'ya da duyurucu gelmiş. (M.S.9. yıl). Yetkili Güney Hunnu şanüyün kullandığı "HUNNU ŞANÜY Sİ" yazılı devlet mühürünü alarak, yerine "SİN HUNNU ŞANÜY" yazısıyla, sınır prensliği statüsünü belirleyen kaşayı verince, ortalık savaş alanına dönmüş vepatlamak üzere bulunan Hun kişiliği ortaya çıkmıştı. Sakin saydıkları Hunlar ayaklanıyor, Çin'e nefret duyan Çeşi de isyancıları destekleyerek, Şofan kalesini darmadağın ediyor, peşinden de Batı Bölgesinde bulunan Çin askerlerini esir alıyorlar. Van Man yanlışını anlıyor, yeni elçiler yolluyor, fakat tavır almış Üçjülü-şanüy (M.Ö. 8.- M.S.13.) barışa yanaşmıyor. Çin sınır bölgeleri yine "uçan atlılardan" nasibini alıyor. Bu da Üçjülü şanüyun ölümüne dek ( M.S.13. yıl) devam ediyor.

Uyumsuz şanüyun ölümüyle, Çin sarayı Güney Hunnu tahtına peş peşe kendine yatkın şanüyleri oturtarak, artık sabrı taşmış "gururluları" yatıştırmaya çalışıyordu, ama artık çok geçti. Hun halkı artık rezaletli uykusundan uyanmıştı.

Han-şanüyun döneminde (M.S.13-18.) Çin'e karşı Uhuan halkı ve Batı Bölgedeki Haraşar ayaklanıyor ve yine Hun egemenliğine geçiyor. Batı Bölgesi halkları (Kuça ve Yrkent hariç) Çin'e karşı çıkarak, Hunnu'yu güçlendiriyorlar. Beş rengi Hun bayrağı yine Hunnu sarayının külahına asılıyor, Çin de ölü saydığı düşmanının canlandığını görerek, durum değerlendirilmesini acelece yapıyordu.

Milattan sonra 44-45 yıllarında, tam Çin'i dize koyma imkanı elde iken, Hunnu'nun ( Güney Hunnu Çine yüz tutarak Van Man döneminde koptuğundan sonra, "Hunnu" ismini tekrar kullanmış) içinde, Çin yandaşları ve Çin düşmanı-"Hun Birliği" arasında şiddetli çatışmalar başlıyor bu da devleti yeniden sarsıyor. Bu çatışmalar sonucu, küskün sekz soy, ortak kararıyla, tahttan uzaklaştırılan veliaht BEY'i "HUHANYE-şanüy-2" adlandırarak, "Güney Hunnu" ismini de koruyarak, onun önderliğinde, ikinci defa Çin'e veriliyorlar. 8 soy tabii ki devlet oluşturamıyor, yine de Çin tarafı, düşman tutumlulara inat, reklamla güzel karşılanıyor.

( Bu gidişle onlar tarihi arenadan çıkıyor, çok sayılı Hun soyları Çin halkı tarafından tamamen sindiriliyor).

Öylece Hunnu ikinci defa bölünüyor, bu sefer de kardeşlerin yolları ebediyen ayrılıyor. Devlet kudretini kayıb etmeye devam ederken, Uhuan halkı ayaklanarak, Hun tesilcilerini topraklarından kovarak, bağımsızlığını ilan ediyor. Hun'lar Küzeye doğru çekiliyorlar, ama orada da, Çine giden 8 soyun yeniden oluşturduğu "Güney Hunnu"nun şanüyu Huhanye-şanüy-2 ile ve Çin askerleriyle savaşmak zorunda kalarak yıpranıyorlar.

(8 soyun koptuğundan sonra geriye kalan Hun halkın kısmı "Küzey Hunnu"lular olarak adlandırılmış. Öyle de "Güney Hunnu" ve "Küzey Hunnu" iki farklı yönü izleyerek, ortak tarihine son vermişti).

M.S. 46 yılında Güney Hunları Çin desteğiyle durmaksızın Küzeyli kardeşlerine düşmanca saldırıyor ve Punu-şanüy halkıyla birlikte, çağresizce Halkaya sıkıştırılıyor. Kardeş kanı ile ıslatılan topraklara, Güneyli Hunlar yayılıyor, bu olayları görerek moral bulan Uhuan ve Syanbiy halkları, Güney Hunları da yandaş yaparak, M.S.58 yılında Küzey Hunları Mançjuriya'dan çıkarıyorlar. Güneyliler ve Küzeyliler arasındaki savaş, tarihte bilindiği gibi tam 30 yıl sürmüştü.

Söylendiği gibi Güney Hunnu bir kaç zamandan tarihten silinip gidecek, Küzey Hunlar'a ise kader hem açı, hem de şanlı yolu hazırlıyordu. Zaferlerin baş döndürücü heyecanı, yenilginin canı ruhu çökerten rezaleti, ana vatanının kaip etmenin trajedisi ve yeni yollara koyulma, yeni coğrafi alanlara yayılma, yeni zaferlerden mutlu olma Küzey Hunların geleceğiydi.

M.S. 1 yüzyılın arasında Küzey Hunnu toplumsal düzenini değiştirerek, iç demokrasinin etkili olduğu bir ordu devletine dönüşüyordu, çünkü düşman çevresi bunu gerektiriyordu. Eski gelenekler ortadan kaldırılıyor ve yetenekli insanlar, sıra, soy kararı da olmadan toplumsal hayattaki hak ettiği yere gele biliyordu. yeniliklerin etkili olmasını, Küzey Hunnuya katılan önder görüşlü, becerikli, hatta maceracı insanlar, devletin eski raylardan kopmasını ve dış etkenlerine karşı koya bilecek bir toplumsal birlikteliğin yaratılmasını sağlıyorlardı. Fakat bu yenilenmenin, iyi tarafları hariç, Hun soyunu zayıf kılan bir yetersizliği de vardı: artık "Hun Şerefi" için savaşan asker yoktu, çünkü halktan gelen yetenekli ve becerikliler, Hun asiliyetinin sloganlarını önemsemiyordu. Eski Hunnu'nun artık olmayacağını gören Hun soy başkanları (Gilos Yaşlılar Kurulu Üyesi), soydaşlarını da yanına alarak (36 bin) Çin'e Güney Hunnu'ya geçiyor, onları da diger soyların temsilcileri (73 soy) izleyorlar.

Küzey Hunnu dört tarfından düşman halklarla kuşatılıyor, milletinin gittiğiyle güç kayıbına uğruyor. Güney Hunnu, Çin, Syanbiy'ler, Dinlin'ler, Hunlara sırt çevirmiş Batı Bölgesi hepsi de Küzeyli Hunlara saldırma hazırlığında bulunuyorlardı. Onlarla başa çıkabilmenin yolunu bulamayan, diş ve iç savaşlarda yıpranmış Küzeyli Hunlar, çekilme yollarını arıyorlardı.

M.S. 87. yılında Hun tarihinin en kanlı savaşı başlamakta. Çin desteğiyle cesaret bulan Syanbiyler, Küzey Hunnu'ya doğu tarfından girerek, devleti alt üst edip, inanılmaz gaddarlıkla halkı kendinden geçiriyor ve canlı canlı Ülü-şanüyun derisini halkın önünde koparıyorlar. Paniğe kapılmış halk (50 soy) Çin'e kaçarak sığınıyor, 6 yıl sonra ise, 10 binden fazla arabaya sığan Hun aileleri, baskılara dayanamadan, Syanbi halkına katılıyor ve "syanbiy" etnik ismini kabulleniyorlar.

Küzey Hunlar arkaya çekilme yollarını arıyor ve Altay ve Tyan-Şan'ın arasından geçerek, Karaganda'ya kadar ulaşıyorlar, zamanla da eski kuvvetine kavuşuyorlar.

Hunlardan kurtulmanın mutluluğunu yaşayan Çin, M.S. 2-ci yüzılda Batı Bölgesinin Hun elinde olduğunu öğrenerek, temelden sarsılıyor. Ölü saydığı halkın yaşadığı, daha da fazlası, gözü olduğu Batı Bölgesinin elinden alınmış olduğu, Çin'i alarma geçiriyor.

Hunlar ise, Mode mirascılarını uzaklaştırarak, üst düzey asiliyet Huyan (Koyan) soyunu Hun tahtına oturtmuş bulunmakta ve yeni zaferlerine hazırlanmaktaydı. Eski Hun asiliyetin tüm geleneklerini de tahta taşıyan Huyan (Koyan) ( manası-Tavşan) soyu, "Hun Şerefi" kanununu toplumsal davranışların temeli kılıyor, Hunnu'nun eski ahlaki değerleri de üste çıkıyor. "Rezalettense-Ölüm" slogan da "uçan atlıların" vazgeçilmez kuralına dönüşüyor.

Hun asiliyetinin yenilgisiz tutumunu iyi bilen Çin, ağır savaşa hazırlanmaya başlıyor. Eskiden Huyan soyunun başkanına, kendi soy başkanlarına gibi "GUN"(Prens) diyerek değil, "VAN" (Kral) diye hitap etmek zorunda bırakıldığını Çin çok iyi hatırlıyordu. O yüzden yeni Hun tahtı tüm imkanları biriktiren bir ciddiyeti gerektiriyordu, çünkü Huyan soyunu ne rüşvet, ne Çin ipeği, ne de kışkırtmalar etkilerdi. Göz-kulakcı ve gizli ajanları sokmak da zordu, çünkü Çin başkanlığının tüm perde arkası siyaseti marifetlerini, Hun asiliyeti çoktandır biliyordu. Canını hiçe sayarak "Hun Şerefi" uğruna sonuna dek savaşacağının da farkındaydı Bunedenden dolayı Çin başkanlığı kara kara düşünüyordu.
Çin'e katılmış Güney Hunnu ise, artık anımsanmıyordu bile.
 
(Üst düzey Hun asiliyetine Çin -"VAN" (Kral), orta prens soyların temsilcilerine- "GUN" (Prens) diye hitap etmişlerdi. Hunlar'ın Avrupalılar tarafından "GUN" adlandırılması ondan gelmektedir).

KÜZEY HUNNU'nun yeni toprakları BARKÜL gölünden Hazar denizine (KASPİY), Aral'a (Aralskoye more) kadar uzanıyordu. Yaşadığı tarihi açılarından ciddi dersler alan Hunlar, artık iç birlikteliğinin kıymetini biliyordu, belki de " birey-toplum, toplum- birey" ata sözü o zamanlara aittir.

Tarihi kaynaklarda bulunan eksik yansımalarda bile, Hunların kendi canı pahasına olsa bile, yaralısını, ölüsünü bırakmadığı okunmaktadır. O da birey değerinin artmasının göstergesidir. Zor zamanlarda toplumsal bunalımının sonucu olarak ortaya çıkan "Ordu Devleti" artık yokdu. Şanlı HUNNU artık tarihe geri dönmüştü.

M.S. 107-109(10) yıllarında iki eski düşman Hunnu ve Çin uzun, yıpratıcı bir savaşa başlıyor. Bu arada Batı Sibirya (UGR halkının toprakları) Hun eline geçiyor. Barışsever ve Hunlara yattkın tutumlu UGR'lar, Hunlarla tamamen birleşiyor. Güçlenen Hunnu Çin'e meydan okumaya, davranışlarına nokta koymaya hazırken, SYANBİY halkı önüne set çıkıyor.

Syanbiy halkı hem Hunnu hem Çin emrinde sırayla bulunarak, asırlarca her ikisine de kinliydi, o yüzden her ikisine de saldırma fırsatını kaçırmazdı. Hunları içten bilen, askeri başkanları Hun askeri taktiğiyle yetiştirilen Syanbiy'ler, ciddi rakip sayılırdı. Onlardan Çin bile çekingen durmaya çalışıyor ve dost sıfatıyla Hunlara karşı fısıltıyla kışkırtıyordu.

Öyle de, tam Çin'e haddini bildirileceği zaman, güçlenmiş Syanbiy'ler Hunları engelliyor.

Durumu gözden geçiren Çin, Syanbiyleri kışkırtmaya devam ederken, Ban Yun isimli (asker başkanı Ban Çao'nun oğlu) subaya Batı Bölgesini Hunlardan koparılmasını emrediyor.

( Batı Bölgedeki devletler: HAMİ, ŞANŞAN, ÇEŞİ, HARAŞAR, KAŞGAR, HOTAN, YARKENT, KUŞAN).

"Kara savaş" taktiğini temelli bilen Ban Yun, entrikalar, kan davalar, kara halkı Hun başkanlığına kışkırtma, ajanları kaçak sıfatıyla Hunnu'ya sokma yöntemleriyle, ele geçirilmiş halklar arasında "hayırsever" çalışmalarıyla, Hunlara karşı moral oluşturmayı başarıyor ve yerli halklarla güçlenerek, Hunları Batı Bölgesinden çıkarıyor. Hunlar da Kara İrtış nehrinin (Hava) kıyısına sıkışmak zorunda kalıyorlar. Batı Bölgesi artık geri alınamazdı.

Tam bu zamanda, kendilerine önceki kanlı savaş sırasında zorla geçirdikleri ve Syanbiy etnik ismine dahil ettikleri Hunlardan asker oluşturarak, kendileri de katılarak, TAŞİNHAY isimli bir hırslı gencin (14 yaşında olmuş) önderliğinde, Çin ve Hunnu'nun arasında dengeleyici güç olma talibiyle, arenaya çıkıyor, "SYANBİY DEVLETİ" kuruluyor. Çiçeği burnunda yeni devlet başkanı Taşinhay, gününü geçikdirmeden, Dinlinleri, Fuyuyları, Usunları şiddetle vurarak, tüm eski Hunnu topraklarının sahibi oluyor. Hunlar ise saldırı üstüne saldırı yaşayarak, ciddi karar almak zorunda kalıyor. Hunların bir kısmı (orta ve halk sınıfı) YEDİ SU (Semireçye) kıyılarunda tutunmak amaçla bir prensli kuruyor (ÜYEBAN), bağımsızlığını candan üstün gören asiliyet ise, rezaleti yaşamamak için, son gücünü toplayarak, bilinmeyen kadere kendini vererek, Avrupa tarafına yönleniyor.

Öyle de Çin Hunlarla sürdürdüğü 3 bin yıllık (bilinen tarihe göre) rakipliğini kendinden yana bitirmiş oluyor.

M.S. 2-ci yüzyılda "GUN" adlandırılmış Hun'lar, Küzey Kaspiy (Hazar denizi) çevresinde ve Skifya'da (Küzey Kafkas) egemenliğini sürdüren ALAN ve SARMAT halklarını yenilgiye uğratıyor. Bronz devri askeri giysi ve manevralarıyla savaşan Alan ve Sarmatlar (İran kökenli halk olduğu tarihte bilinmekte) Hunların özel savaş taktiği ve demir silahlarına karşı koyamıyor ve kardeşlik anlaşması çerçevesinde Hunlarla birleşerek, "KAFKAS (SKİFYA) HALKLARI BİRLİĞİ" olarak tarihte bilinen bir federasyon yapı oluşturuyorlar.

Demir Devri getiren Hunlar'ın gelişmiş kültürü, yerli halkların kültürünü temelli etkileyor. Yerli kültür de Hun kültürüne yansıyarak, Kafkas kültürü denilen, Hun (Tü-Küye) temelli, çok renkli, orijinal kültürü ortaya çıkarıyor. Şu anda gözlenen Kafkas halkları kültürünün benzerliği o zamanlardan gelmektedir.

Dünya tarihinde bilindiği gibi, M.S. 3. asırda, Hunların Tanrı dini zayıflayarak, Kafkas arkasında yaşayan halklardan yansıyan Hristyanlık toplumda yandaşlar bulmaya başlamıştı. Bu konuda tarihte kısıtlı bilgiler bulunduğu için, konuyu aydınlatma imkanı azdır, ama Atilla döneminde Hristyanlık kabul edilmiş demek mümkün, çünkü kardeş eşitliğinde Hunlara katılan Alan ve Sarmatlar'ın (Oset halkı) çoktandır hrityan olduğu tarihi bir gerçektir. Öyleyse iç içe yaşayan iki kardeş halkın yarısının daha ilkel Tanrıcılık dininde bulunması, pek inandırıcı gelmiyor.

Hun atalarımızın fırtınalı tarihi M.Ö böyle sürmüştü. "GUN" adlandırılan Hunların Avrupa ve dünyadaki zaferleri ve yenilgileri, geniş ve derin tarihi kaynaklara dayanmakta ve okuldan her kes tarafından bilinmektedir. Atilla-Han Hun silahının yenilgisiz şanını dünyaya kanıtlamış. Hun-Türkleri hakkında asılsız yazan bazı Batı tarihçileri ne derse desin, ortada onların bile gözardı edemeyeceği bir tarihi gerçek vardır- Bronz Dvirde bocalayan, gerikalmış Batı Dünyasının medeniyetini hızlandırarak Demir Devri getiren,şanlı atalarımız HUNLAR'dı. 
Diyaleksinin genel kanununun kodlandığı "YAKILMAYAN AYDINLATMAZ" ata sözü, tarihin ateşinde yakılan ve çelik gibi ayarlanan Hun halkının tarihine tam uyar. 
Fırtınalı kaderi kahramanca omuzlayan Hunlar (Tü-Küye) artık başkalarını "aydınlatabilecek" kadar "yakılmış" ve gelişmişti.
O yüzden Hun ismi dünya tarihinin ön sıralarında okunacak isimlerden birisi olarak, insanoğlu yaşadığı sürece anılmaya ve ahvatları-dünya Türklerinin gurur kaynağı olmaya devam edecektir.

 

 

ORTA (Merkes) ASYA HALKLARININ TARİHTE BİLİNEN MİLATTAN ÖNCEKİ İSİMLERİ

Huanün, Hunüy, Jun, Livu, Kyan, Usun, Dunhu, Uhuan, Syanbiy, Sya-Çin, Leufan, Muvan, Mogol, Parfyan, Massaget, Sarmat, Toba, Üyeçji, Kuşan, Gaoguy, Tsayli, Bot, Alan, Dinlin, Alakçin, Boma, Hanün ,Gusi, Gyangun-(Hakas) (Enisey Kırgızları), Üyeban-Hunlar, Yugan, Şanjuan, Tohar, Tanhu, Tangut, Ugye, Ugr, Uygur, Siju, Skif, Sak Man, Tsin, Şanjuan, Çeşi, Kipçak, Karasuk, Hionit, Hüçjuy, Hunşe, Hude, Hi, Dili, Bayan, Dansyan, Bilkin,, Çin, Hun - ( lakapları - Hu, Dinlin, Tü-Küye (Çinlileri Hunlara taktığı lakap), Van, Gun, Peçeneg, Sarık).

DÜNYA TARİHİNDE HUN SÖZÜ OLDUĞU KANITLANMIŞ SÖZ

**SAĞADAK**(Türk sözü "çizme sadağı" olarak Rus tarihçisi GUMİLEV tarafından ve tüm "HUNCU" tarihçilerce kabul edllmiş olup resmi tarihte yerini almış, kanıt halinde, iddaa olmaktan çıkmıştır.)

Nart boyu Türkleri Hun-Karaçaylılarda günümüzde kullanımda bulunan Ata Sözünü (Nart Söz) yorumsuz, sunalım: "Sağadak tolu bolsa sadak atıul bolur" (Sadak ok dolu olunca, yay saldırganlaşmaya meelli). 

HUNLARIN GÜNÜMÜZDEKİ AHVATLARI


NART BOY:

KARAÇAYLI HUNLAR, 
BALKARLAR, 
KUMUKLAR,
GAGAUZLAR,
RUS KAZAKLARI,
BULGARLAR,
AVARLAR,
KIRIM TATARLARI,
MACARLAR (SEKELİ),
UKRAYNA TÜRKLERİ,
"GUNNAR" özlakaplı ALMANLAR


SYANBİY (TANŞİHAYLI) BOY:

KARAKALPAKLAR,
KALMUKLAR,
KAZAHLAR,
NOĞAYLAR,
KAZAN TATARLARI


SYA BOY:

ALTAY TÜRKLERİ,
ÇUVAŞLAR,
YAKUTLAR,
UYĞURLAR (KIRMIZI Dİ'LER),
BAŞKURTLAR,
KIRGIZLAR,
TUVİNLER.



OĞUZ BOY:

AZERRBAYCANLAR,
TÜRKMENLER

?
BEKUDANLAR
(boy özelliği bilinmiyor)

 

    HUNNU DEVLETİ ŞANÜYLERİ
VE ONLARIN
HAKiMiYET
TARİHİ

Tuuman-m.ö. 3. asır., 
Mode-m.ö.209-174yılı,
 Laoşan-m.ö.174-161,
 Günçen-m.ö.161-126, 
İçisiye-m.ö.126-114, 
Üybiy-m.ö. yılı belli değil, 
Üvey-m.ö.114-105, 
Uşilu-m.ö.105-102,
 Güylihu-m.ö.102-101, 
Czuyduhey(u)-m.ö. 101-96,
 Sebbsençen m.ö. ?, 
Hulugu-m.ö.96-85, 
Huandiy-m.ö.85-68, 
Hüylüy Tzüanküy-m.ö.68-60, 
Uyan-Güydi-m.ö.60-?, 
Çjiçji-m.ö. ?, 
Huhanye-m.ö.58-31, 
Fuçjuley-m.ö.31-20, 
Susiye-m.ö.20-12, 
Güya-m.ö.12-8, 
Üçcülü-m.ö.8 ve m.s. 13, 
Hyan-m.s.13-18, üY-M.S.18-46, 
Udadihey(u)-m.s. 46-?, 
Punu-m.s.46-? 
Çjiyaşı-m.s. --?, 
Biy-m.s.48-55,
 Üylü-m.s-?....-87,
Uyçugan-m.s.?...87-88.


ÇİN'E BAĞLI "GÜNEY HUNNU"NUN
ŞANÜYLERİNİN İSMİ VE HAKİMİYET TARİHLERİ
Mo-m.s.55-56, 
Han-m.s.56-59, 
Di-m.s.59-63, 
Su-m.s.63-?, 
Çjan-m.s.63-85, 
Süyan-m.s.85-88, 
Tuntuha(e)-m.s.88-93, 
Ango-m.s.93-94, 
Şiyg
ı-m.s.94-98, 
Than-m.s.98-124, 
Ba-m.s.124-128, 
Hüli (i)-m.s.128-142, 
Fınheu-m.s.-?, 
Dzuleçu-m.s.143-147.

HUNLARLA KAN AKRABALIĞI OLAN HALKLAR

Aşin, Kırgız, Syanbiy, Jujan, Alan, Sarmat, Çin, Üyeçji, Çidi, Ugr, Kipçak, Tele, Usun, Di, Dinlin, Jundi, Hora, Kyan, Gyangun(Hakas), Sak, Şanşun. 


sayfa çalışma aşamasındadır..........

 

 

İkinci sınıf:

 

DÜNYA TARİHİNCE BİLİNEN "HUNNU" DEVLETİNİN BÖLÜNMESİNDEN SONRAKİ

 

 

 

 

 

 

 

 

Gulet Charter

 
Araba
Реклама
 
ЗНАКОМТЕСЬ С ФОЛЬКЛОРОМ ХУННОВ=КАРАЧАЕВЦЕВ*//*NART BOYU TÜRKLERİ HUN-KARACAYLILARIN SİFAHİ KULTURUNDEN HER AY BİR ORNEK
 
DEĞİŞTİRME: 10.08.2008.

Из исторических мифологических песен

RUSYA FEDERASYONU, KARAÇAY-ÇERKES CUMHURİYETİ, PERVOMAYSKOYE KÖYÜNDEN
BİCİEV MAHMUD'UN OĞLU AHYA'dan 5.01.2008., UÇKÖKEN İLÇESİ ARŞİV BAŞKANI ÇOTÇA HAMZAT KIZI LÜBA'DAN 5.06.2008'de ŞİFAHİ KÜLTÜR DESTEĞİ VE METİN ALINMIŞTI.
Текст взят у жителя с. Первомайское/ КЧР, ВИДЖИЕВА АХЬИ МАХМУДОВИЧА и главы Учкекенского Архива, ЛЮБОВИ ЧОТЧАЕВОЙ.


ERİREY

(İKİ VERSYONUN BİRARAYA GETİRİLMESİYLE HAZIRLANMIŞTIR)
В предложенном тексте соединены оба варианта.


ЭРИРЕЙ

ОЙ, ЭРИРЕЙ ДЕГЕН КЪУАТДЫ,
ДЖАРЛЫГЪА БЕРГЕН СУАБДЫ,
ОЙ, ДЖАРЛЫГЪА БЕРГЕН ДЖАН ЮЧЮН,
ДА, БАЙГЪА-БИЙГЕ БЕРГЕН А МАЛ ЮЧЮН.

ОЙ, БАЙЛА-БИЙЛЕ САНГА КЪОР ЁГЮЗ,
ЭРИРЕЙ АЙТА БАТСЫН КЮНЮБЮЗ,
ЭРИРЕЙ КЕЛИР ТАНГ БЛА,
ОЙ, КИРЕ СУУРТУР ДЖЕЛ БЛА.

ОЙ, ДЖАНЫМ-КЁЗЮМ, КЪАРА ТУАРЛА,
ЭЛЛЕРИН, КЪОЛЛАРЫН БАЛДА ДЖУАРЛА,
АЛА БИР НАСЫБЛЫГЪА ТУАРЛА,
ОЙ, ЫНДЫР БАСА, ЫНДЫР БАСА А ТУРАЛЛА.

ХЕЙ, АРЫБ А ДЖАТСЫН БИРИГИЗ,
ДА НАСЫБДАН ТОЛСУН ЮЙЮГЮЗ,
ЭРТДЕН БЛА ЭРТДЕ ТУРАЛЛА,
ХЕЙ, БЫЛА БИР НАСЫБЛЫГЪА ТУАЛЛА.

ХЕЙ, ДЖАЙ БОЛСА УА ДЖАЛПАКЪЛАГЪА БАРАЛЛА,
ХЕЙ ДА АЯКЪЛАРЫН УЗАТЫБ АЛАЙ ДЖАТАЛЛА,
БАРЫБ ДА БУЗ ОРУНЛАДА ОТЛАЙЛА,
ХОЙ, ДА БЫГЪЫН ДЖАУЛАРЫН А КЪАТЛАЙЛА.

ХОЙ, ЭРИНЧЕКНИ УА ЭР АЛМАЗ,
ДА ЭР АЛСА ДА КЁЛ САЛМАЗ,
ОЙ ДА КЕЛИН БОЛСУН КЁЛ САЛЫР,
ХЕЙ, КЮЕУ А БОЛСУН ЁЧ АЛЫР.

ХЕЙ, ТАНГ АТХАНДЫ БЕЛЛИК ТАРТАЙЫКЪ,
ЫНДЫРГЪА КЮЛТЕ САЛАЙЫКЪ,
КЮНОРТА БОЛМАЙ А ДА ЭКИ САЛЫМ АЛАЙЫКЪ,
БЫЛА УМУР-ЧУМУР ЭТЕРЛЕ.

ХЕЙ ДА МАРДЖА, ДЖИГИТ УЛАНЛА,
БАСХА ТАРТЫБ Т.ЙГЮЧ УРГЪАНЛА,
САЛАМДАН МЮРЗЕУ АЛГЪАНЛА,
ХЕЙ, ДА КЪАРА ЁГЮЗЛЕГЕ БАЗГЪАНЛА.

ХЕЙ, ЁГЮЗЛЕГЕ БАСХЫ ТАРТЫУУ,
САУБИТГЕН СЫРТХА КЮЛТЕ ТАШЫУУ,
СУУРА ТУРСУН СУУ-АРИУ,
ХЕЙ, ОЛ ДА ДЖАШ ДЖЮРЕКЛЕГЕ БИР АУУРУУ.

ОЙ, ЭРИРЕЙ КЕЛИР ЭРТДЕЛЕЙ,
ДЖИГЕРГЕ КЪОЛАЙ ЭТГЕНЛЕЙ,
ДА МЮРЗЕУ СУУРТУР ДЖЕЛ БЛА,
ХЕЙ, ЧАМ-НАКЪЫРДА ЭТЕ ДА, ЭЛ БЛА.

ERİREY

OY, ERİREY DEGEN KUATDI
CARLIĞA BERGEN SUABDI,
CARLIĞA BERGEN CAN ÜÇÜN
OY, BAYĞA, BİYGE BERGEN'A MAL ÜÇÜN.

OY, BAYLA BİYLE SANGA KOR ÖGÜZ,
ERİREY AYTA BATSIN KÜNÜBÜZ,
ERİREY AYTILIR TANG BILA
HEY, KİRE SUURTUR CEL BILA.

OY, CANIM-KÖZÜM KARA TUARLA,
BETLERİN KOLLARIN BALDA CUARLA,
ALA BİR NASIBLIĞA TUARLA,
HEY, INDIR BASA, INDIR BASA UA TURALLA.

HEY, ARIB'A CATSIN BİRİGİZ,
OY DA NASIBDAN TOLSUN ÜYÜGÜZ,
ERTDEN BILA ERTDE TURALLA,
HEY, BILA BİR NASIBLIĞA TUALLA.

HEY, CAY BOLSA UA CALPAKLAĞA BARALLA,
ANDA AYAK UZATIB'A CATALLA,
BARIB'A KÜRT ORUNLADA OTLAYLA,
HOY, BIĞIN CAULANI UA KATLAYLA.

OY, ERİNÇEKNİ UA ER ALMAZ,
DA ER ALSA DA KÖL SALMAZ,
OY DA KELİN BOLSUN, KÖL SALIR,
HEY, KÜYEYLE DA BOLSUN ÖÇ ALIR.

HEY, TANG ATHANDI BELLİK TARTAYIK,
INDIRĞA KÜLTE SALAYIK,
KÜNORTA BOLMAY EKİ SALIM ALAYIK,
HEY, BILA UMUR-ÇUMUR'A ETERLE.

HEY DA MARCA HOMUH ULANLA*,
BASHA TARTIB, TÜYGÜÇ URĞANLA,
SALAMDAN MÜRZEÜ ALĞANLA,
HEY, KARA ÖGÜZLEGE BAZĞANLA.

HEY, ÖGÜZLEGE BASHI TARTIU,
SAUBİTGENLEGE UA KÜLTE TAŞIU,
SUURA TURUR SU-ARİU,
HEY, BU DA CAŞ CÜREKGE BİR AUURUU...

HEY, ERİREY KELİR ERTDELEY,
CİGERGE KOLAY ETGENLEY
MÜRZEÜ SUURTUR CEL BILA
HEY, NAKIRDA -ÇAM ETE, DA, EL BILA.


TERCÜMESİ:

OY, ERİREY DEMEK BEREKET-MEZİYETTİR,
FAKİRE VERMEK SEVAPTIR,
HEY, FAKİRE VERMEK CAN İÇİN,
OY, BEY'E ZENGİNE VERMEK DE MAL İÇİN.

OY, BEY ZENGİNLER SANA KURBAN OLSUN ÖKÜZ,
ERİREY OKUYARAK BATSIN GÜNEŞİMİZ,
HEY, ERİREY SÖYLENİR ŞAFAKTAN,
DİRGENLE SAVURTUR RÜZGARLA.

OY, CAN CİĞERİM KARA HAYVANLAR*,
ELİNİ YÜZÜNÜ BALLA YIKATANLAR,
ONLAR BİR NASİPLİĞE DOĞARLAR,
HEY, DÖVEN ÇEKE, DÖVEN ÇEKE DA DURUYORLAR.

HEY YORGUNLIKTAN DÜŞÜP YATSIN BİRİNİZ,
NASİPTEN DOLSUN EVİNİZ,
BUNLAR DA ŞAFAKLA KALKARLAR,
HEY, BUNLAR BİR KISMETLİYE DOĞARLAR.

HEY, YAZ OLUNCA YAYLALARA GİDERLER,
ORADA AYAK UZATARAK DİNLENİRLER,
BUZULARIN ARASINDAKİ OTLAKLARDA OTLARLAR,
KALÇA YAĞLARINI KATLARLAR.

HEY,TEMBELİ KOCA ALMAZ,
ALSA BİLE GÖNLÜ ISINMAZ,
HEY, GELİNLER OLSUN GÖNÜL ISINIR,
HEY, ENİŞTELER OLSUN ÖDÜL ALIR.

HEY, ŞAFAK ÇİZDİ KEMER ÇEKELİM,
INDIRĞA KÜLTE* SALAYIK,
KÜNORTA BOLMAY EKİ SALIM ALAYIK,
HEY, DA BILA UMUR-ÇUMUR DA ETERLE.

OY, HEY DA MARCA*, YİĞİT ULANLAR,
DÖVEN ÇEKİP, DİRGENLE SAVURANLAR
SAMANDAN ZAHİRE ÇIKARANLAR,
HEY, KARA ÖKÜZLERE GÜVENENLER.

HEY ÖKÜZLERE DÖVEN ÇEKMESİ,
ADALELİLERE DE SEMER TAŞIMAK,
SAVURUCU OLUR SU*-GÜZEL,
HEY, O DA GENÇ KALPLERE BİR RAHATSIZLIK.*

HEY, ERİREY GELİR ERKENCİ OLARAK,
ÇALIŞKANLARA KOLAY SAĞLAYARAK,
RÜZGARLA DİRGEN SAVURTTURUR,
HEY, ESPRİLEŞEREK KÖYLÜ HALKI BARBİRİYLE.


*HOMUH ULANLA-tam tercümesi "temdel gençler"dir, ama anlamı tamamen tersidir, "NAZAR DEYMESİN".
*KARA HAYVANLAR-güçlü hayvanlar "KARA" sözcüğü burada ikinci manasını yansıtır ve "GÜÇLÜ" anlamında okunur..(öküz Hunlarda değerli hayvan olup, eski inançlarda Erirey'in yanında iki kara öküzün olduğu, onları da Teyri Hunlara gönderdiği inancı olmuştu.
*INDIR - biçilmiş zahire semerlerinin döven çekimi öncesi koyulduğu tezggah.
*SU-ARİU (SÜPER GÜZEL) Nart büyüklerin kadın kızlara hitaben gururlandırıcı lakabı.Günümüzde de aktüeldir.
*KALPLERE BİR RAHATSIZLIK-güzellikten etkilenen alev alev yanan yüreklerin rahatsızlığı kastedilmekte.


. "ТОЛА СУУ".

Ой Тола сууну толкъуну бар да, сауы джокъ,
Джюзер болсанг а да кюрек тартыр къайыкъ джокъ,
Чаулларында айюсю бар да, кийик джокъ,
Ой Нарт тийреде тёлюсю бар да, бийлик джокъ!..
Ай учадыла бу садакъ окъла, учхалай,
Да джау басханды, уучу кёз бла, уучалай,
Тутуучан къолла туталмаз болуб, байланды,
Сарнагъан халкъым кёзкёрмез таба айланды.
Ай, къайырылыр джалкъа барды да , джакъ къайда!..
Седиреб кетген джайылгъан джуртха, чакъ къайда!..
Ай къарабетле, къамыжакъ-басыу басдыла,
Хей онглуланы къайиш асмакъгъа асдыла...
Ай джолгъа чыкъгъан да ургъу джелден тентирей,
Да мунда къалгъан а да джанауалда титирей...
Хей, Тола Сууну толкъуну бар да, сайы джокъ...
Басылгъан халкъны джарлысы бар да байы джокъ...

(Из исторических песен Тюрков Нартского сословия Хуннов-Карачаевцев. Из архива Напродного Поэта Карачая ИСМАИЛА СЕМЕНОВА).


AYMUS
АЙМУШ

HAY DA AYMUS, ALAYDI AYMUS,
HAYVANLANI SAKLAYDI AYMUS,
HAYVANLAGA KARAYDI AYMUS,
ISTAVATNI TARAYDI AYMUS.

ХЕЙ ДА, АЙМУШ, АЛАЙДЫ АЙМУШ,
ХАЙЫУАНЛАНЫ САКЪЛАЙДЫ, АЙМУШ,
ХАЙЫУАНЛАГЪА КЪАРАЙДЫ АЙМУШ,
ЫСТАУАТНЫ ТАРАЙДЫ, АЙМУШ.

KAMCİ -TAYAK SUYMEUCU AYMUS,
SUUK BAUGA KİRMEUCU AYMUS,
URGAN KOLGA BERMEUCU AYMUS,
NALSIZ ATHA MİNMEUCU AYMUS.

КЪАМЧИ, ТАЯКЪ СЮЙМЕУЧЮ АЙМУШ,
СУУКЪ БАУГЪА КИРМЕУЧЮ АЙМУШ,
УРГЪАН КЪОЛГЪА БЕРМЕУЧЮ АЙМУШ,
НАЛСЫЗ АТХА МИНМЕУЧЮ АЙМУШ.

ISTAUATHA KİRİUCU AYMUS,
ZINTHI, BİCEN BERİUCU AYMUS,
GOZENLENİ TİNTİUCU AYMUS,
URGUCLAGA TİYİUCU AYMUS.

ЫСТАУАТХА КИРИУЧЮ АЙМУШ,
ЗЫНТХЫ, БИЧЕН БЕРИУЧЮ АЙМУШ,
ГЁЗЕНЛЕНИ ТИНТИУЧЮ АЙМУШ,
УРГЪУЧЛАГЪА ТИЙИУЧЮ АЙМУШ.

ISTAUATIMA KELGİN'A AYMUS,
KARALGANNI KORGUN'A AYMUS,
SURUULEGE KİRGİN'A AYMUS,
TEYRİ NURDEN BERSEN'A AYMUS.

ЫСТАУАТЫМА КЕЛГИН" А АЙМУШ,
КЪАРАЛГЪАННЫ КЁРГЮН"А АЙМУШ,
СЮРЮУЛЕГЕ КИРГИН"А АЙМУШ,
ТЕЙРИ НЮРДЕН БЕРГИН"А АЙМУШ.

HEY DA AYMUS, ALAYDI AYMUS,
MAL SUYGENNİ SUEDİ AYMUS,
MAL SUYGENGE BEREDİ AYMUS,
HEY DA AYMUS, ALAYDI AYMUS!..

ХЕЙ ДА АЙМУШ, АЛАЙДЫ АЙМУШ,
МАЛ СЮЙГЕННИ СЮЕДИ АЙМУШ,
МАЛ СЮЙГЕНГЕ БЕРЕДИ АЙМУШ,
ХЕЙ ДА АЙМУШ, АЛАЙДЫ АЙМУШ!


NART BOYU TÜRKLERİ HUN-KARAÇAYLILARIN VİTOLOJİK METİNLERİNDEN
 
"TMİFİS" KÜLTÜR SANAT TEŞKİLATı!nın KÜLTÜR EKSPEDİSYONU
MATERYALLERİNDEN.1980-1994yy.
KOBU BAŞI KİYÜ.KÇR.GEZAM BOYUNSUZ'dan alınmıştır.

TENGRİ

1 versyon:
Teyri onnarthın
Teyri annarthın
Sausuznu çarhın oynathın.
Toturdan urhu-
Adamda burhu...
Burhungu beri athın,
Çarhına tarthın,
Tartıb'a kala kaldırğın,
Caşaudan canın taldırğın...

2 versyon:
Kızıl Oktyabr köyü.
Botaş Parizat'tan

Teyri onnarthın,
Teyri annarthın,
Sausuzda totur oynathın,
toğuz kökge köz açtırğın,
Süyünçü-tigim çaçdırğın,
Narat blasha catdırmağın,
Keşene köznü cabdırmağın,
Çarhın oynathın oynarlay,
Toturdan etgin kaynarlay.
Toturun kaynay kelsin,
Sausuzğa sauluk bersin.
Urhung bla can salıuçu Ullu,
Ur urhungdan mınga da bir urhu!

3 VERSYON:
"NARTI" kitabı.Moskova 1994."Vostoçnaya literatura" yayıncılıktan:

Teyri seni kulungma
Kesim da Nart uluma!
Su Teyrisi sudan salğansa kanımı,
Kök Teyrisi bergendi canımı,
Cer Teyrisi aş bla toydurdung,
Apsatıdan malla berib soydurdung,
Nartla barı caratıldık Teyri kanından,
Nartha ötdü har bir ciging canıngdan,
Baş urama tal çıbıklay iyilip,
"Teyri" -deyme har zamanda süyünüp.

Türkiye Tütrkçesi:
Tanrı senin kulunum
Kendim de Nart oğluyum,
Su Tanrısı sudan yapmışsın kanımı,
Gök Tanrısı vermiştir benim canımı,
Yer Tanrısı yemekle doyurmuşsun,
Apsatıdan hayvan verip kestirmişsin,
Nartlar hepsi Tanrı senin kanından,
Narta geçti her tür öz senin canından...
Baş eğiyorum meşe dalı gibi eğilip,
"Tanrı" diyorum sana her zaman sevinip.

"NARTI".1994.MOSKVA."VOST. LİT."


ELİYA

NART ELİNDE ADAM KALMAY CIYILĞANDI, ELİYA,
HALK TERMİLED BAŞ URURĞA BİR KÖRÜNÇÜ, ELİYA,
TEYRİ BLA KÖK BAŞINDA CAŞAYSA SEN, ELİYA,
NARTLA BLA DOMMAY UUĞA BARASA SEN, ELİYA.
NART ELİNDE URUŞ BARAD KÖB ZAMANNI, ELİYA,
ATLARIBIZ ARIYDILA, NE ETEYİK, ELİYA,
NARTLA SADAK ATADILA TOHDAMAYIN,ELİYA,
SADAK OKLA KUYULALLA, BUZ URĞANLAY, ELİYA,
GEBOHLARI KAYALARI TEŞEDİLE, ELİYA,
SIRPINLARI CAU BAŞLANI KESEDİLE, ELİYA,
KÖK KÜKÜREP TEYR. EŞİGİ AÇILIRMI, ELİYA,
CAU ASKERİ KUŞ TÜGÜLLEY ÇAÇILIRMI, ELİYA.
NART ELİNE OT SALIRĞA UMUT BARDI, ELİYA,
NARTNI HALKI KUUĞUNDU, ONGU KALMAY, ELİYA,
ADIL SUUDAN CAU KELEDİ BİZNİ TABA, ELİYA,
SEN BOLMAYIN TIYARBIZMI BİZ ALANI, ELİYA!
TAU BAŞINDA NARTLA KALA İŞLEYDİLE, ELİYA,
NART KALALA SÜELELLE DIH TAUNLAY, ELİYA,
NARTLA BÜGÜN KAZAUATHA KETGENDİLE, ELİYA,
ALANI UA TİŞİRIULA SAKLAYDILA, ELİYA.
NART BATIRLA KAZAUATDAN KAYTIRLAMI, ELİYA,
NART ELİNE TINÇLIK KELİB SOLURLARMI, ELİYA
NART TOPRAGI İNSANI TOOPLANMIŞTIR, ELLİYA,
HALK SABIRSIZDIR SANA BAŞVURMAK İÇİN, ELİYA,
TANRIYLA BİRLİKTE GÖKLERDE YAŞIYORSUN SEN, ELİYA,
NARTLARLA DA BİZON AVINA GİDİYORSUN SEN, ELİYA.
NART YURDUNDA SAVAŞ SÜRÜYOR ÇOK ZAMANDIR, ELİYA,
ATLARIMIZ YORGUN DÜŞMÜŞ, NE YAPALIM, ELİYA,

TERCÜMESİ:

NARTLAR YAYLAR ÇEKİYORLAR DURMAKSIZIN, ELİYA,
SADAK OKLARI DÖKÜLÜYOR DOLU YAĞAR GİBİ, ELİYA,
GEBOH SOYU KAYALARI DÖŞEDİLER, ELİYA,
KILIÇLARI DÜŞMAN BAŞINI KESEDİLER, ELİYA,
GÖK GÜRÜLTÜLENİP TANRI KAPISI AÇILIR MI, ELİYA,
DÜŞMAN ASKERİ KUŞ TÜYÜ GİBİ DAĞILIR MI, ELİYA.
NART YURDUNU ATEŞLEME DÜŞÜNCELER VAR, ELİYA,
NARTIN HALKI SÜRGÜN HALİNDE, HUZURSUZDUR, ELİYA,
ADIL SUUDAN BİZİM YÖNDE DÜŞMAN GELİYOR, ELİYA,
SEN OLMADAN DURDURURM MIYIZ BİZ ONLARI, ELİYA,
DAĞ TEPELERİNDE NARTLAR KAELER İŞLEYORLAR, ELİYA,
NART KALELERİ DİKİLİYORLAR DIH DAĞI GİBİ, ELİYA,
NARTLAR BUGÜN SAVAŞA GİTMİŞLER, ELİYA,
ONLARI DA KADINLAR BEKLEYOR, ELİYA,
NART YİĞİTLER BU SAVAŞTAN DÖNERLER Mİ, ELİYA,
NART TOPRAĞINA HUZUR GELİP DİNLENİRLER Mİ, ELİYA!

CELİMAUZ

"KIZIL FUKNU BARDI CELİMAUZ ATI,
ANGA MİNSE BARIUÇANDI CELDEN KATI.

AÇIULANSA KÖZÜ OTÇA CANADI,
SİLKİNSE UA CELİ KAYA CARADI.

ÖRÜZMEKGE SATANAY ÜRETGENDİ-
ENDİ FUK'ĞA MA BILAY ET DEGENDİ:

BİR ALMASTI BARDI KAMİŞLEDEDİ CAŞAU,
HAR BİR KÜNDE BİR KOYANDI AŞAUU.

OL KAMİŞDE TEREN URU KAZARSA,
KOYAN TUTUB TÜZ KATINGA KOYARSA.

KESİNG KİRİB OL URUDA BUĞARSA,
KELİR KELMEZ ALMASTINI BUARSA.

ANI SOYUP TERİSİNE KİRİRSE,
BARIB FUK'NU AYAK COLUNA KİRİRSE.
.......................................................................

KIZIL FUK'NU ESİ AUB KALĞANDI.
BARMAĞINDA ALTIN MUHUR BOLĞANDI.

ÖRÜZMEK DA OL MUHURNU ALĞANDI,
SATANAY'ĞA HAPAR AYTIB BARĞANDI.

FUK, KORKĞANDAN KÖKGE UÇUB KAÇHANDI,
NART KAUMĞA AMAN AUZ AÇHANDI..."

(Metin kısaltılmış şekilde verilmiştir)

TERCÜMESİ:

KIZIL FUK'UN CELİMAUZ ATI VAR,
ONA BİNDİĞİNDE RÜZGARDAN HIZLI UÇAR.

KIZDIĞINDA GÖZÜ ATEŞ GİBİ YANAR,
HAREKET ETTİĞİNDEYSE ESİNTİSİ KAYAI YARAR.

ÖRÜZMEKE SATANAY ÖĞRETMİŞTİ,
ŞİMDİ FUK'A ŞÖYLE YAP DEMİŞTİ:

BİR ALMASTI VARDIR KAMİŞLERDE YAŞAYAN,
YEDİĞİ DE BİR GÜNDE BİR TAVŞAN.

O KAMİŞTE DERİN ÇUKUR KAZARSIN,
TAVŞANI DA ÖYLE YANINDA TUTARSIN.

KENDİNSE GİRİP O ÇUKURDA SAKLANIRSIN,
ALMASTINI DA GELİR GELMEZ BOĞAZLARSIN.

ONU SOYUP DERİSİNİ GİYERSİN,
SONRA FUK'UN TUVALETİNE GİRERSİN.

.........................................................................

KIZIL FUK HEMEN BAYILIVERMİŞTİ.
PARMAĞINDAYSA ALTIN YÜZÜĞÜ OLMUŞTU.

ÖRÜZMEK ONUN ALTIN MÜHÜRÜNÜ ALMIŞTI,
SATANAY'YA DA HABERİ İLE DÖNMÜŞTÜ.

FUK KORKUDAN GÖKLERE UÇUP KAÇMIŞTI,
NART KAVİMİNE DE BEDDUALAR SAÇMIŞTI...

(METİN KISLTILMIŞ. S.T-S
HER AY BİR TURK ASTROLOJİSİ SAKASI
 
NART CULDUZLAMA ÇAMLARINDAN
НАРТ ДЖУЛДУЗЛАМА ЧАМЛАРЫНДАН
ИЗ ШУТОК "ДЖУЛДУЗЛАМА "(АСТРОЛОГИИ).

CICHAN CIL: Cıchan gozenni tabsa tohanaga bas burmaz.
ЧЫЧХАН ДЖЫЛ: Чычхан гёзенни табса тоханагъа баш бурмаз.
ГОД КРЫСЫ: Если крыса найдёт амбар, на замок и не оглянется.

İYNEK CIL: Buaz iynekge cılı bau, kısır iynekge bicak dau.
ИЙНЕК ДЖЫЛ: Буаз ийнекге-джылы бау, кысыр ийнекге бичакъ дау.


KAPLAN CIL: Kart kaplan kuzgunlaga as bolur.
КЪАБЛАН ДЖЫЛ: Къарт къаблан къузгъунлагъа аш болур.

KOYAN CIL: Koyan teriden bork bolmaz.
КЪОЯН ДЖЫЛ: Къоян териден бёрк болмаз.

BALIK CIL: Balıknı tısı cıltırauk, ici kaltırauk.
БАЛЫКЪ ДЖЫЛ: Балыкъны тышы джылтыраукъ, ичи-къалтыраукъ.

YILAN YILI: Cılannı uruu sıkırtsız..
ДЖЫЛАН ДЖЫЛ: Джыланны урууу шыкъыртсыз.

AT CIL: Atha mingen-sıy, at calkasın kıy.
АТ ДЖЫЛ: Атха минген-сый, ат джалкъасын къый.

KOY CIL: Koy urkse borunu tentiretir.
КЪОЙ ДЖЫЛ: Къой юрксе бёрюню тентиретир.

MAYMUL CIL: "Tukluse" deb maymulga buteu ceget aytsa da iynandıralmaz.
МАЙМУЛ ДЖЫЛ: "Тюклюсе"-деб, маймулгъа бютеу чегет айтса да ийнандыралмаз.

KUŞ CIL: Kus uyası bulсukda bolur, cel da anı titiretir.
КЪУШ ДЖЫЛ: Къуш уясы булчукъда болур, джел да аны титиретир.

İT CIL: İtge tas atsang hırsılanır;
sılasang-kukalanır.
ИТ ДЖЫЛ: Итге таш атсанг-хыршыланыр, сыласанг- кукаланыр.
TONGUZ CIL: Kirli bolsa da kob kozlar, kozlaucu ua
kesine kararnı tabar.
ТОНГУЗ ДЖЫЛ:
Кирли болса да кёб къозлар,
къозлаучу уа кесине къарарны табар.


КАЖДЫЙ МЕСЯЦ-ОДНА ХУННСКО-КАРАЧАЕВСКАЯ ПОГОВОРКА ИЛИ ПОСЛОВИЦА*//*HER AY BİR ESKİ ATASOZU (NART SOZ)
 
BEK KIZGAN TERK SUUR;
БЕК КЪЫЗГЪАН-ТЕРК СУУР:

BOLA İSENG TENG BOL, BOLMAY ESENG KENG BOL;
БОЛА ЭСЕНГ ТЕНГ БОЛ, БОЛМАЙ ЭСЕНГ-КЕНГ БОЛ:

KALGAN İSGE KAR CAUAR;
КЪАЛГЪАН ИШГЕ КЪАР ДЖАУАР:

BOLLUK ONDA BAS BOLUR, BOLAMAZ KIRKDA CAS BOLUR;
БОЛЛУКЪ ОНДА БАШ БОЛУР, БОЛМАЗ КЪЫРКЪДА ДЖАШ БОЛУР/

BORU TUGUN TASLASA DA HALİN TASLAMAZ;
БЁРЮ ТЮГЮН ТАШЛАСА ДА ХАЛИН ТАШЛАМАЗ:

BORUNU BALASI BORU BOLUR;
БЁРЮНЮ БАЛАСЫ БЁРЮ БОЛУР:

CICHANNI BALASI KABCIK TESER;
ЧЫЧХАННЫ БАЛАСЫ КЪАБЧЫКЪ ТЕШЕР:

BİYGE-TUKUM, KULGA-KİYİM;
БИЙГЕ-ТУКЪУМ, КЪУЛГЪА-КИЙИМ:

BİR OGUZNU BOYNU BLA ОН ESEK SUU İCER;
БИР ЁГЮЗНЮ БОЙНУ БЛА ОН ЕШЕК СУУУ ИЧЕР:

BİR AYAGI TORDE, BİR AYAGI KORDE;
БИР АЯГЪЫ ТЁРДЕ, БИР АГЪЫ-КЁРДЕ:

BİR CILGA KOYAN TERİ DA CIDAR;
БИР ДЖЫЛГЪА КЪОЯН ТЕРИ ДА ЧЫДАЙДЫ:

BİR KUN-BUT, BİR KUN-KURU CURT;
БИР КЮН - БУТ, БИР КЮН-КЪУРУ ДЖУРТ:

BİR ABINGAN MİNG SURUNUR;
БИР АБЫНГАН МИНГ СЮРЮНЮР:

BİR CANGILGANNI ALLAH DA KECEDİ;
БИР ДЖАНГЫЛГЪАННЫ АЛЛАХ ДА КЕЧЕДИ:

BİR KUNLUK COLGA IYIKLIK AZIK AL;
БИР КЮНЛЮК ДЖОЛГЪА ЫЙЫКЪЛЫКЪ АЗЫКЪ АЛ:

BİR KOTUR KOY SÜRUYNU GEUZ ETER;
БИР КЪОТУР КЪОЙ СЮРЮУНЮ ГЕУЗ ЭТЕР:

BİREUNU ALTININDAN KESİNGİ BAGIRING ASHI;
БИРЕУНЮ АЛТЫНЫНДАН КЕСИНГИ БАГЪЫРЫНГ АШХЫ:

BİREU BERGEN-TUŞDE KORGEN;
БИРЕУ БЕРГЕН-ТЮШДЕ КЁРГЕН:

BİREU BERGEN BLA BİREU BAY BOLMAZ;
БИРЕУ БЕРГЕН БЛА БИРЕУ БАЙ БОЛМАЗ:

CANGI ETGE-TATIRAN TUZLUK;
ДЖАНГЫ ЭТГЕ-ТАТЫРАН ТУЗЛУКЪ:

OLEMEN BLA KETEMENGE MADAR COK;
ЁЛЕМЕН БЛА КЕТЕМНГЕ МАДАР ДЖОКЪ:

BORCNU AMALI-BERİU;
БОРЧНУ АМАЛЫ-БЕРИУ:

BORC KUANA BARIR DA CILAY KAYTIR;
БОРЧ КЪУАНА БАРЫР ДА ДЖЫЛАЙ КЪАЙТЫР:

İGİLİK ETMESENG CAUUNG BOLMAZ;
ИГИЛИК ЭТМЕСЕНГ ДЖАУУНГ БОЛМАЗ:

BOSAGADAN ATLAYALMAGAN KARTNI TOGUZ AUUŞ AUAR KOLU BOLUR;
БОСАГЪАДАН АТЛАЯЛМАГЪАН КЪАРТНЫ ТОГЪУЗ АУУШ АУАР КЁЛЮ БОЛУР:

BOSAĞA TAS UY İCİN BİLMEZ, TIBIR TAS DA ARBAZNI TANIMAZ;
БОСАГЪА ТАШ ЮЙ ИЧИН БИЛМЕЗ,
ТЫБЫР ТАШ АРБАЗНЫ ТАНЫМАЗ:

BOS OLTURGANDAN BOS AYLANGAN ASHI;
БОШ ОЛТУРГЪАНДАН БОШ АЙЛАНГАН ИГИ:
****
ULLUBURUN KUEUGE--TOPLUKBURUN KUEUNOGER.

УЛЛУБУРУН КЮЕУГЕ - ТОПЛУКЪБУРУН КЮЕУНЁГЕР.

*****
CASLIKNI KUCU CETER DA BİLİMİ CETMEZ,
KARTLIKNI BİLİMİ CETER DA KUCU CETMEZ.

ДЖАШЛЫКЪНЫ КЮЧЮ ДЖЕТЕР ДА БИЛИМИ ДЖЕТМЕЗ,
КЪАРТЛЫКЪНЫ БИЛИМИ ДЖЕТЕР ДА КЮЧЮ ДЖЕТМЕЗ.

*****
NART TOHALANIR, OCAK OCALANIR.

НАРТ ТОХАЛАНЫР, ОДЖАКЪ ОДЖАЛАНЫР.

*****
SAGADAK TOLU BOLSA SADAK ATIUL BOLUR.

САГЪАДАКЪ ТОЛУ БОЛСА САДАКЪ АТЫУУЛ БОЛУР.

*****
CAS KELSE BAS İYİLİR.

ДЖАШ КЕЛСЕ БАШ ИЙИЛИР.

*****
OLMESENG KARTDAMI BOLMAZSA?..

ЁЛМЕСЕНГ, КЪАРТДАМЫ БОЛМАЗСА.

*****
ZAMAN AMANNI İGİNİ DA BİR ETER.

ЗАМАН АМАННЫ ИГИНИ ДА БИР ЭТЕР.

*****
BOKLANGAN SUUGA KİRSENG ETEGİN KİR BOLUR.

БОКЪЛАНГАН СУУГЪА КИРСЕНГ ЭТЕГИНГ КИР БОЛУР.

*****
TİLİMDİLİK BOLGAN İYİRİK USUGENGE SUKLANIR.

ТИЛИМДИЛИК БОЛГЪАН ЮШЮГЕНГЕ СУКЪЛАНЫР.

*****
KARAUCHA KOZULDUREUK, BASIUCHA EZİLDİREUK.

КЪАРАУЧХА-КЁЗЮЛДЮРЕЮК, БАСЫУЧХА-ЕЗИЛДИРЕЮК.

*****
 
Bugün 13116 посетителейkişi burdaydı!
=> Тебе нужна собственная страница в интернете? Тогда нажимай сюда! <=